Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, bu hafta yaşanan tartışmalar üzerine Fosforlu Cevriye karakteir ve yazarı Suat Derviş’in sıradışı hikâyesini yazdı. Başarılı bir yazar olan Suat Derviş, Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri ve Atatürk’ün kuzeni Reşat Fuat’ın eşiydi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yönelik olarak MHP kaynaklı başlatılan “Fosforlu Meral” etiketinin ardından başlayan tartışmalar devam ediyor. Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, meseleye bir başka açıdan baktı ve Fosforlu Cevriye’nin gerçek hikâyesini yazdı.
Yazar Suat Derviş’i, “1901 yılında, Çamlıca’da büyük bir konakta dünyaya geldi. Osmanlı aydını ailede yetişti. Dedesi paşaydı. Babası hekimdi. Annesi, Abdülmecid’in mabeyncisi Kamil beyin kızıydı. Hatice Suat ismini verdiler. Suat, mutlu anlamına geliyordu ama, erkek ismiydi. Çünkü, ailenin ilk bebeği kızdı, ikincisinin erkek olmasını bekliyorlardı, o sebeple Suat ismini hazırlamışlardı, ikinci de kız doğunca, Hatice’yi eklemişler, Suat’tan vazgeçmemişlerdi.” diye anlatan Yılmaz Özdil’in özgür bir kız olarak yetişen ve iyi bir eğitim alan Suat Derviş’in edebiyat ve şiir tutkusunu da anlattı.

ŞAİR, YAZAR, GAZETECİ

Öykü ve şiir yazan, gazetecilik yapan Suat Derviş’in ilk romanı Kara Kitap 1921 yılında basıldı. Özdil o dönemi yazısında şöyle anlattı: “Gazeteci oldu, Alemdar gazetesi adına röportajlar yapmaya başladı, lisan bildiği için Lozan Konferansı’nı takip etti, yurtdışına gönderilen ilk Türk kadın gazetecisi unvanını aldı. Peşpeşe romanlar üretirken, Alemdar’dan ayrıldı, İkdam gazetesine geçti, kadın sayfası hazırladı, kadın sorunları ve dünyadaki kadın hakları konusunda bilgilendirici, cesaret verici haberler yaptı.”
NAZIM HİKMET’İN ARKADAŞI
Usta şair Nazım Hikmet’in hem komşusu, hem çocukluk arkadaşı olan Suat Derviş, ünlü şairin ilk aşkları arasında yer aldı, ancak bu aşkı karşılıksız kaldı. Özdil’in “Fosforlu Cevriye” başlıklı yazısında bu durum şöyle anlatıldı: “(Nazım Hikmet) Oturdu, özgür ruhlu Suat için “Gölgesi” isimli şiirini yazdı. Nazım Hikmet’in kendisi için çaresizce şiir yazması, Suat’ın gururunu okşamanın dışında bir anlam ifade etmiyordu, ilerde gülümseyerek anlatacak, ‘isteyip de elde edemediği tek kadın bendim’ diyecekti. Aşk için aradığı özellikler farklıydı. Ama, ruh ikizini bulması pek kolay olmadı. Üç kez evlendi, üç kez boşandı. Hep çok kısa sürmüştü.”

TKP GENEL SEKRETERİ İLE AŞK

Komünist kimliği nedeniyle gazetelerde iş bulamayan Suat Derviş, Yeni Edebiyat dergisinde çalışmaya başladı ve pek çok ünlü edebiyatçı ile birlikte çalıştı. Yılmaz Özdil, Suat Derviş’in yasadışı olan TKP’nin Genel Sekreteri Reşat Fuat ile tanışmasını ise şöyle aktardı: “Reşat Fuat’la orada tanıştı. Mustafa Kemal’in teyzesinin oğluydu. Annesi, Zübeyde Hanım’ın kızkardeşiydi. (…) Karakolda işkence gördüğü anlarda bile Mustafa Kemal’in akrabası olduğunu söylemiyordu, idealistti, asla yardım istemiyordu. Suat nihayet aradığı aşkı bulmuştu.”
“Fosforlu Cevriye” romanı da çiftin birlikte tutuklandığı ve Suat Derviş’in bebeğini düşürdüğü dönemin hemen ardından yazıldı. Reşat Fuat cezaevindeydi ve Suat Derviş “Karakolda ayna var / kız kolunda damga var / gözlerinden bellidir Cevriyem / sende kara sevda var” başlıklarıyla dört bölümden oluşan romanı kaleme aldı.

ARANAN KOMÜNİSTİN YAŞADIKLARI

Yılmaz Özdil, Türk edebiyatında oldukça önemli bir eser olarak yer tutan “Fosforlu Cevriye”yi ise şöyle anlattı: “Bir sokak kadınının yaşadıkları üzerinden, İstanbul’un arka sokaklarına ittirilen talihsiz hayatları anlatıyordu, raconlarıyla, argosuyla, sefaletiyle, trajedileriyle, toplumun suratına patlayan ‘sosyal gerçekçilik’ tokadı gibiydi. Henüz bebekken annesini babasını kaybeden, çocuk yaşlarının sahipsizliğiyle sokağa savrulan ve kirli bir hayat sürmek zorunda kalan Cevriye, namus kavramının bacak arasında değil, insanın ruhunda yattığını düşünen, cesur, hırçın, ağzı bozuk ama aslında tertemiz yürekli, güzeller güzeli bir kadındır. Bir gece hastalanır, cayır cayır ateşle yanarken, köprüaltında bir kayığın içine sığınır, baygın düşer. Gizemli bir adam Cevriye’yi o haldeyken tesadüfen bulur, kucaklayıp evine götürür, çorba yapar, ilaç verir, iyileşene kadar bakar, merhametle insanlık gösterir.”

GERÇEK FOSFORLU CEVRİYE!

Fosforlu Cevriye’nin aşık olduğu bu adam aslında kanun kaçağı bir komünisttir ve Suat Derviş’in anlattığı hikâye bizzat kocası ve TKP Genel Sekreteri Reşat Fuat’ın başından geçmiştir. Yılmaz Özdil’in uzun ve etkileyici yazısında bu durum şöyle anlatılıyor. “Fosforlu Cevriye’nin ismini bile söylemeyen o gizemli adamı, aslında… Mustafa Kemal’in teyzeoğlu, Zübeyde hanım’ın kızkardeşinin oğlu, Suat’ın eşi, Reşat Fuat’tan başkası değildi. Çünkü… 1940’ta polis tarafından aranan Reşat Fuat, Tophane’yle Kuledibi arasında bir gecekonduda saklanmaktaydı, o dönemde gerçekten tenhada baygın halde yatan bir sokak kadını bulmuştu, kadın hastaydı, cayır cayır ateşler içindeydi, kadını kucaklayarak saklandığı eve götürmüş, iyileşinceye kadar bakmıştı, mecburen tedbirli davranarak, meraklı sorularına cevap vermemişti. Kadın iyileştikten sonra eve gelip gitmeye devam edince, kimliğinin açığa çıkmasından endişe etmiş, adresini değiştirmişti. Ve, bu yaşadıklarını eşi Suat’a anlatmıştı.”
Sözcü yazarı Yılmaz Özdil, bu etkileyici olayı anlattığı yazısında Fosforlu Cevriye’nin tüm yasakları delerek okurlara ulaştığını, filme çekilerek herkesin bildiği bir karaktere dönüştüğünü de aktarıyor. Özdil, yazısını şöyle bitiriyor: “Erkek ismi taşıdığı için doğumundan itibaren ismi bile yok sayılan Suat’ın, ölümünden 50 yıl sonra bile erkek egemen Türkiye’yi hâlâ ne kadar “iyi” gözlemlediğinin, ne kadar “iyi” anlatabildiğinin kanıtıdır.”
Yılmaz Özdil’in yazısının tamamını okumak için tıklayın.