dokuz8TV ekranlarında Covid-19 sürecinde medyanın dijitalleşmesi üzerine konuşuldu. Gürkan Özturan ve Nevşin Mengü, Covid-19 sürecinde yaşamlarımız ve gazeteciliğin gittikçe dijitalleşmesi üzerine konuştu. dokuz8TV’deki canlı yayında, basın özgürlüğü ve veri güvenliği ile ilgili konulara da değinildi.

dokuz8TV’de Gürkan Özturan’ın sorularını yanıtlayan gazeteci Nevşin Mengü, son bir yıl içerisinde medyanın dijitalleşmesinin büyük bir hız kazanmasını iyi yönde bir gelişme olarak gördüğünü ifade etti. “Kaldırıyorsun, televizyonda bile, haldır huldur konuğu getiriyorsun, trafikte perperişan oluyor insanlar. Gitmesi bir dert, dönmesi bir dert. Yani ne gerek var, bir tıkla konuğu yayına al bağla bitsin gitsin, yani bu kadar. Hani her zaman işler mi? Belki her zaman işlemez. Bazı formatlarda konukla yüz yüze olmak, röportaj yaptığın kişiyle yüz yüze olmak falan önemli ama ben bütün bu dijital gelişmelerin arkasındayım. İşi daha hızlandırdı açıkçası, çok hızlandırdı yani.”

“İNSANLAR, BİRİLERİNİ İŞE ALMAYA ÇEKİNİYOR”

Gürkan Özturan’ın, yayınlanan çoğu haberin, farklı bir şekilde derlense bile, özünde aynı haber olduğuna değinmesi üzerine, Mengü bunun muhabir çalıştırmanın pahalılığından kaynaklandığını belirtti. “Aslında şöyle farklılaşırsın: muhabir çalıştırarak. […] Bir de bir muhabir her gün özel haber üretemez ki. Haftada bir üretsin, haftada iki üretsin çalıştığı alana göre. […] Onun için özgün haber üretebilmek için çok sayıda muhabir istihdam etmek lazım. Bu çok pahalı, şöyle pahalı: kalifiye muhabire doğru düzgün, eli yüzü düzgün bir maaş vermek lazım. Her kuruluşun böyle parası yok. İki: Türkiye’deki vergi sistemi. Yani ben Olay TV’den ayrılırken bordrolarıma baktım. Mesela bana 5 birim maaş verecek, 3 birim vergi ödüyor işveren. Bu sistemde kimse kimseyi işe alıp çalıştırmak istemez. […] Yani vergisi de bir acayip, bu vergilendirmenin değişmesi lazım. Böyle işsizlik artar da artar yani, sürekli ne kadar makyajlarsa makyajlasın. İnsanlar, insanları işe almaya korkuyor.”

“HERKESİN REKLAM PASTASI DARALDI”

Ardından, televizyon izleyicisinin belli bir yaş üstünü kapsadığını ve haberleri dijital mecralardan takip etmenin gittikçe yaygınlaştığını ifade eden Nevşin Mengü, reklam verenlerin de bu sebeple bu tip mecraları tercih ettiğini söyledi. “Reklam verenler kimi hedefler? Belli bir yaş gurubu, beyaz yakalı, kentte yaşayan kişileri hedefler. Alım gücü olan. […] Reklam veren dijitale kaçıyor, dijitale kaçtığı için de televizyonların geliri azalıyor aslına bakacak olursak. Yani böyle de bir şey var. Şimdi reklam pastası çeşitlendi, herkesin reklam pastası da daraldı.”

“REKLAM VERENLER HABERDEN KORKUYOR”

Mengü, dijitalde haber yapmanın dezavantajını ise şu şekilde ifade ediyor: “Türkiye’de böyle bir rekabetçi otoriter bir sistem olduğu için reklam verenler haberden korkuyorlar, ‘ya şimdi burada hükümet kızar, başımız belaya girer’ diye. Yoksa tüm piyasanın dengesini bozan şeyler bir yerde bunlar. Yani haber bu yüzden sıkıntılı. Yoksa aslında reklam verenin istediği kitle dijitalde ama işte hep böyle reklam veren de etrafından dolaşmaya çalışıyor. ‘Haber olmasın da, bilmem ne olsun, eğlence olsun, başka bir şey olsun,’ falan. Öyle bir sıkıntı yaşıyoruz şu an.”

ALGORİTMALAR RADİKALLEŞMEYE Mİ NEDEN OLUYOR?

Netflix ve Spotify gibi ‘tüketilebilir eğlenceli içerik’ üreten platformlara üyeliğin arttığını dile getiren Gürkan Özturan, “şu an görmüş olduğumuz bu haber enflasyonunu da beraberinde getiren mecraların artışı çok sesliliği sağlayabilir mi önümüzdeki süreçte?” şeklinde bir soru yöneltti Nevşin Mengü’ye. Mengü önce haber odaklı içerik üretenlerin yaratıcı ve iyi bir anlatıcı olmaları gerektiğini söyledikten sonra bu dijitalleşme sürecinde insanların ‘yankı odaları’na hapsolmaya başladığına değindi. Nevşin Mengü’nün YouTube algoritmasının izlenilen içeriğe benzer içerik önermesine yöneltilen eleştirileri dile getirmesinin ardından, Özturan bunun ‘radikalleşmeye’ sebep olduğunu ifade etti. “Yani sen bir kanala bir defa baktıktan sonra, o kanalın devamını ve onun benzerlerini, en fazla ona biraz daha az benzeyenini göstermeye başlıyor fakat dengeli bir bakış açısı yakalayabilmek için senin baktığın nokta eğer çok radikal bir nokta ise merkeze bile yaklaşamıyorsun. O da bir radikal noktayı senin yeni merkezin olarak ithaf ediyor aslında. […] Dijital medyada çok seslilikten bahsedebiliyor bile olsak izleyicinin neye baktığı ile çok alakalı. Yani bir taraf buraya bakarken bir taraf buna baktığı noktada kendi içlerinde, demiş olduğun gibi, yankı odalarına mahkum oluyorlar ve bu yankı odaları içerisinde de bir noktada gitgide radikalleşen bir topluma dönüşüyor.”

SİYASETİN ŞOVA DÖNÜŞTÜĞÜ BİR DÖNEM

Nevşin Mengü, dijitalleşmenin bir başka sonucunu da siyasetçilerin ‘showbiz’ insanlarına dönüşmesi olarak değerlendiriyor. “Bunu ‘bizi eğlendirecek videolar çekiyorlar’ anlamında söylemiyorum. Ama geliştirdikleri söylemlerde, eylemleri de buna göre şekilleniyor. Çünkü dünya artık böyle, dünya video dünyası ve biz bir siyasetçiyi sürekli görüyoruz, saat başı görüyoruz […] ve bir performans izliyoruz aslında. O anlamda bir video performans izliyoruz. Bu da siyasetçiyi de bir şeye dönüştürüyor, dolayısıyla siyaseti de bir şeye dönüştürüyor. Ve bu dijitalleşmeyle beraber dünyada popülist akımın yayılması bir tesadüf mü, bir korelasyon mu, yoksa acaba bunlar birbirlerini besleyen süreçler mi?”

“SİYASETÇİLER ŞEBEKLİK YAPIYOR, ÇOK DA TAKMAMAK LAZIM”

Kendisine Melih Gökçek tarafından; HDP’li Pervin Buldan’a ise MHP’li Muhammet Fatih Erdoğan tarafından yöneltilen cinsiyetçi hakaretlere de değinen Nevşin Mengü şunları söyledi: “Bu sadece kadına da değil, bir insan insana niye böyle konuşur ki ben anlamıyorum. […] Ciddiye alınmak istiyorsan ciddi ol. Bu nedir? Nasıl bir dil? Ama ciddiye alınmak istiyorlar mı, işte bunu diyorum. Siyasetçi bir şeye dönüşüyor, bir ‘performer’a dönüşüyor, anlatabiliyor muyum? Yani şuna dönüşüyor siyasetçi: sürekli videoları ile gündem olan, attığı tweetlerle işte çok like alan, milleti coşturan. […] Öte yandan şu anda içinde yaşadığımız dünya böyle bir dünya ve hani bu işi -benim yaptığım işi- yapacağım diye çıktıysan ortaya biraz da sağlam olacaksın, yapacak bir şey yok. Çok da bunları ciddiye almayacaksın. Bana niye Melih Gökçek öyle demiş? Desin yani, o da işte Twitter’da milleti kendince coşturuyor aslında, bunu böyle görmek lazım. Yani eğer bunu yapamazsan çok ciddi kendini üzersin, zarar görürsün, buna gerek yok. Şunu bileceksin ki bütün bu siyasiler stand-upçılar gibi davranıyor […] Bunu yapmak zorunda hissediyorlar kendilerini, Türkçesi şebeklik yapıyorlar. Onun için çok da takmayacaksın bunları. Yoksa ona girersek…‘Ya işte kadın olduğum için bana öyle’… Oralara girersek -yani girelim o ayrı da- girersek çıkamayız. Bu işi yapamazsın buna o kadar odaklanırsan, öyle söyleyeyim.”

“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN TERÖRLE MÜCADELE KANUNU DEĞİŞMELİ”

Nevşin Mengü, Basın İş Kanunu ile ilgili nasıl düzenlemeler yapılması gerektiğiyle ilgili yöneltilen soruya ise Terörle Mücadele Kanunu’na değinerek cevap verdi. “Benim 212’im yok şu anda, dolayısıyla sanırım devletin gözünde gazeteci olarak görülmüyorum. Normalde Avrupa’da şöyle algılamıyor: bir kişi düzenli olarak haber üretimi, paylaşımı yapıyorsa, dijital mecralardan da olabilir, gazeteci olarak sayılıyor. Bizde öyle değil. […] Gazeteci veya değil, haber içeriği üreten, paylaşan ya da fikrini söyleyen vatandaş gözüyle bakmak lazım herkese. E bu da zaten Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde bile bunu koruyan çerçeve belli aslına bakacak olursanız. Mesele bunun uygulanması ya da uygulanmaması. […] Terörle Mücadele Kanunu değişmeden sen ne yaparsan yap. Çünkü bir şey yapıyorsun seni terör çuvalına atıyor. Sen, diyor, teröristsin gazeteci değilsin. Terörle Mücadele Kanunu’nun ucu bu kadar açık olduğu sürece ifade özgürlüğü ve haber yapma özgürlüğünün bir çerçeveye, bir rayına oturması biraz zor sanırım.”

“YARGI BAĞIMSIZLIĞI OLMADAN BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ OLMAZ”

Sınır Tanımayan Gazeteciler’in basın özgürlüğü raporunda Türkiye’nin dünya sıralamasında 154. sırada olduğunu belirten Gürkan Özturan Nevşin Mengü’ye basın özgürlüğünün sağlanması için ne yapılması gerektiğine dair görüşlerini sordu. Mengü, “bunun çaresi Türkiye’de siyasetin değişmesi. […] Temel hak ve özgürlükler tesis edilmedikten sonra zaten basın özgürlüğünün tesis edilebilmesinin imkanı yok. […] Yargı bağımsızlığının olmadığı yerde basın özgürlüğünün olması da zaten çok zor, imkansız,” şeklinde konuştu.

“RTÜK DİYE BİR KURUM OLMAMALI”

Ardından RTÜK tarafından verilen cezalara değinen Mengü, “RTÜK diye bir kurum olmamalı,” dedi. “RTÜK diye bir kurum var ve demokrasinin kılıcı gibi ona ceza şak, buna ceza şuk. Bu olacak iş değil. RTÜK olduğu sürece bu ülkede televizyon yayıncılığı yapmanın bir anlamı da yok. Haberi de geçin, dizi mesela, yaratıcılığı öldürüyor. Eskiden çok daha iyi diziler üretilirdi Türkiye’de ama, yok içinde seks geçti kes, şarap var blurla, bilmem ne,  gay olmasın…”
Nevşin Mengü’nün dijitaldeki RTÜK baskısının görece daha az olduğunu söylemesi üzerine Gürkan Özturan Netflix’te yayınlanan “Aşk 101” isimli dizinin senaryosuna RTÜK tarafından müdahale edildiğini hatırlattı. Mengü ise, “evet, bu konuda haklısın. Ama yine de televizyondan görece daha az. […] Yani düşünsene televizyona çıkan konuk yüzünden, konuğun söylediği yüzünden televizyona ceza kesiyor. Yani diyor ki ‘benim hükümet, desteklemeyen konukları çıkarma’ diyor,” dedi.

YASAKÇI ÖZGÜRLÜKÇÜLER

Kamuoyunun da ‘yasakçı’ olduğunu düşünen Nevşin Mengü, konuyla ilgili fikirlerini şöyle ifade etti: “Çünkü milletçe bu yasak bağımlılığı şundan geliyor: biz yetişkin olamıyoruz, üzerimizdeki devlet tahakkümü yüzünden. Devlet ‘baba’ gibi ya böyle. Baba hem sever hem döver, hem kızar. […] Kendi kararını alıp yetişkin olamıyorsun artık bir Türkiye yurttaşı olarak.”
Özturan ise durumu şu kelimelerle özetledi: “Çok sevdiğim bir söz vardır: ‘aslında özgürlük falan istemiyorsunuz sadece çobanın bıyık tipinden memnun değilsiniz,’ diye. Bir yandan, kendisi bir şekilde iktidar olsa doğrudan doğruya kendinden olmayan diğer herkesi bir şekilde yasaklayacak olan özgürlükçüler de var etrafımızda.”

SOSYAL MEDYANIN BİRLEŞTİRİCİ YANI

Sosyal medyanın Türkiye ve diğer Orta Doğu ülkelerindeki olumlu bir etkisinin de farklı coğrafyalardaki yaşayışları görmek olduğunu söyleyen Nevşin Mengü bunun insanlara umut verdiğini ifade etti. Mengü, sosyal medyanın insanları yakınlaştırıcı etkisini Arap Baharı üzerinden örneklendirdi. “Bence bütün dünyadaki Arap Baharı da -Facebook Devrimi diyorlardı Araplar ona- bir anda bütün dünyayı yakınlaştırdı ve herkesin herkesten haberi var bir şekilde. Olumlu olarak söylüyorum, tabii ki pek çok olumsuz yanını da sayabiliriz muhakkak ama bu özellikle otokratik sistemlerde de o anlamda bir sarsıntıya neden oluyor aslına bakacak olursak.”

“VERİLERİM OTOKRAT DEVLETTE OLACAĞINA FACEBOOK’TA OLSUN”

Hükümetin ‘veri yerelleştirme’ politikalarıyla ilgili olarak ise, hükümetin derdinin yurttaşların güvenliği olmadığının altını çizen Nevşin Mengü şu ifadeleri kullandı: “Burada meselenin bu olmadığını hepimiz biliyoruz. […] Facebook benim en fazla verimi ne yapar? Gider reklamcıya satar, reklam verene satar değil mi? Bunu yapar. Devlet içeri atıyor seni, içeri atıyor. [Benim verim] bir otokrat devlette olacağına, Facebook’ta olsun. Olup olacak zararı bu olur. Sorun şu olur: Facebook bu verileri devletle paylaşırsa asıl sıkıntı başlıyor. Yoksa önüme bilmem ne çıkmış, reklam çıkmış… Bizim gibi ülkelerde yaşayanlar için majör sorun bu değil yani.”

DİJİTAL EGEMENLİK HAKLARI

Avrupa Birliği’nin sosyal medya yasasının, Türkiye ve Rusya gibi baskıcı rejimlerin hakim olduğu ülkelerde bir ‘dayanak’ görevi gördüğünü ifade eden Gürkan Özturan, Freedom House’un dijital egemenlik hakları ile ilgili bir grafiğini göz önünde bulundurarak “İran ve Çin en korkunç seviyede,” dedi. Grafiğe göre Türkiye, Rusya ve Vietnam gibi ülkelerle beraber, dijital egemenlik hakları konusunda sınıfta kalmış durumda.