5 Temmuz 2020, Pazar

“Medyanın genel durumu gazeteciliğinizin de sınırlarını çiziyor”

Elif Şahin-HamidiBütün yazıları
1979 doğumlu. 1998 yılında Trakya Üniversitesi EMYO Serigrafi Bölümünden, 2004 yılında Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın-Yayın Bölümünden mezun oldu. Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Anabilim Dalı-İnsan Hakları Yüksek Lisans Programı’nı bitirdi. Kitap değerlendirme yazıları, yazarlarla yaptığı söyleşiler ve hazırladığı dosya konuları Remzi Kitap Gazetesi, Roman Kahramanları, İyi Kitap, Cumhuriyet Kitap Eki, SoL Kitap Eki, Aydınlık Kitap Eki, Varlık, Tempo Kitap, Arka Kapak, Trip Dergi, Sabitfikir, sabitfikir.com, kulturservisi.com, kitapeki.com, edebiyathaber.net, isimizgucumuzkitap.com, zeroistanbul.com, bilmekvaktidir.com, Ajan Literer, K24, gazeteduvar.com, NewsLab Turkey, Dokuz8Haber gibi farklı mecralarda yayınlandı/yayınlanıyor.

Milliyet Gazetesi Ombudsmanı Belma Akçura, “Medyanın genel durumu gazeteciliğinizin de sınırlarını çiziyor. Sosyal medyadaki bilgi kirliliği arttıkça, kaliteli ve doğru habere ihtiyaç duyan okur sayısı da artacaktır” dedi.

Milliyet Gazetesi Ombudsmanı (Okur Temsilcisi) Belma Akçura ile gazetecinin insana yakışır bir şekilde mesleğini icra etmesinin nasıl mümkün olacağını, insan hakları bilgisinin gazeteci için önemini, hak gazeteciliğini, medyadaki sorunları ve bu sorunların çözümünde gazeteciye düşen görevleri konuştuk. Evet, gazetecilik yapmanın zor olduğu ülkelerden birinde yaşıyoruz. Basın tarihimiz hapse atılan, darp edilen, öldürülen, işi elinden alınan, haberleri sansürlenen gazeteci örnekleriyle dolu. Akçura, basın özgürlüğü sorununun çözümünün demokrasiye, insan haklarına, hukuka, adalete inanan bir toplumdan geçtiğini vurguluyor. Değişen medyaya da dikkat çeken Akçura “Dünya hızla değiyor. Medyanın bu değişimde rolü büyük. Ancak medya da değişiyor. Yeni medya düzeninde hepimiz yeni kavramlar, yeni değerler, yeni bir dil ve hatta yepyeni sorunlarla karşı karşıyayız” diyor.

Hangi meslekten olursa olsun kişinin her şeyden önce insan olmayı başarması, insanlaşması gerekiyor ki, insana yakışır bir şekilde mesleğini icra etsin. “İyi gazeteci” olmanın, yani gazeteci olmaktan önce insan olmanın yolu nerden geçiyor sizce?

Sizin de belirttiğiniz gibi ‘iyi gazeteci’ olmanın yolu, elbette ve öncelikle insan olmaktan geçiyor. Günümüzde ise “iyi gazeteci” tanımı popüler kültürle birlikte görsel bir şova dönüştü. Mesleğini değil, kendisini öne çıkartan gazetecilerin olduğu bir dönemden geçiyoruz. The New Yorker’ın 31 yıllık eleştirmen ve yazarına “Gazetecilerin, sadece Beyaz Saray’ın raporlarını değil, özellikle gazetecilikle ilgili olarak kitapları ciddiyetle okuma zorunluluklarının olup olmadığı”nı soruyorlar. Gopnik “Kabaca ve mantıksızca söylersek, hepiniz Stendhal’i okumalısınız” der. Kitapları “dünyayı tam olarak görebilmenin tek yolu” olarak tanımlar. Gerçek şu ki, okumuyoruz. Öğrendiğimiz iki-üç kelimeyle bütün hayatımızı, insanlığımızı ya tanımlamaya ya da sorgulamaya çalışıyoruz. Oysa insanı büyüten, geliştiren bilgidir. İoanna Kuçuradi yıllar önce şöyle demişti; “İnsanlık onuru sizin başınıza gelen bir şeyle ilgili değildir. İnsanlık onuru, başkasının başına gelen bir olaya karşı sizin nasıl tutum sergilediğinizdir.” Bu sözleri, benim meslek hayatıma, haberciliğime bütün bakış açımı değiştirmişti. Gerçekten de insanlık onurunu bilmeyen bir insanın iyi gazeteci olması mümkün değil. Önce o onuru kazanmayı ve korumayı bilmek gerekir.

Son yıllarda iletişim fakültelerinde insan hakları dersleri veriliyor. İnsan hakları eğitimi almanın, felsefî-etik bilgiye sahip olmanın gazeteci için önemi nedir?

İnsan hakları alanında yaşanan bütün mağduriyetlerde medyanın da büyük bir sorumluluğu var. Medya ve sosyal medya üzerinden yapılan birçok araştırma, bugün dünya genelinde özellikle nefret söyleminde bir artış olduğu yönünde. Medyada ırkçı, ayırımcı, önyargılı haber ve yazılar sorunun yeniden üretilmesi ve meşrulaştırılması konusunda hâlâ sorunlu bir alana işaret etmekte.

Nefret suçları ve söylemi üzerine yapılan çalışmalar, sadece nefret profilini ortaya koymuyor. Aynı zamanda yıllar içerisinde nefret söylemi ve suçunun kamuoyunda yarattığı algı ve nasıl yol aldığı konusunda da önemli bir “ipucu” veriyor. Bunu medya yapıyor. Oysa birlikte yaşamayı, kimseyi hedef haline getirmeden yeni bir dil yaratmayı öğrenmek zorundayız. Bunu da ancak iletişim fakültelerinde insan hakları dersleri vererek sağlayabiliriz. Dolayısıyla bu dersi almanın, zorunlu hale getirilmesi gerektiğine inanıyorum.

“Toplumsal nefret, eğitim ve zihniyet sorunudur. Bu konuda en büyük görevlerden biri de medyaya düşüyor” diyorsunuz bir yazınızda. Ne var ki medyada toplumsal nefreti körükleyen, toplumdaki fay hatlarını harekete geçiren bir dilin hakim olduğunu görüyoruz. Bu dilin değişmesi çok mu zor? Bu konuda gazeteci olarak kişiye düşen görevler nelerdir?

Dünya hızla değişiyor. Medyanın bu değişimde rolü büyük. Ancak medya da değişiyor. Yeni medya düzeninde hepimiz yeni kavramlar, yeni değerler, yeni bir dil ve hatta yepyeni sorunlarla karşı karşıyayız. Ve çalışıyoruz. Altan Öymen’in başkanlığında Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesini güncelliyoruz. Sosyal medyadaki gelişmeleri de dikkate alarak bildirgeye yeni maddeler ekliyoruz. Komisyon olarak Türkiye medyasının ötekileştiren, nefret söyleminde bulunan, ırkçılık, ayırımcılık, cinsiyetçilik yapan, hedef gösteren yayın politikalarını meslek etiği açısından incelemeye aldık. Yapılan değerlendirmelere son şeklini verdik ve kamuoyuyla da paylaşılacak. Kendi bünyemizde de bu ilkeleri belirliyoruz. Ben Milliyet adına meslek ilkelerini yeniden yazdım, Faruk Bildirici Hürriyet’te bunu yaptı. Ve yine Faruk Bildirici’nin önerisiyle Anadolu Ajansı son olarak kaza haberlerinin etik kurallarını bütün gazetelerin de desteğini alarak yeniledi. Bu çalışmaların bütün medya organlarında yaygınlaşmasını önemsiyoruz.

“Medya editörlerinin dikkat etmesi gereken şey, nefret söylemi ile düşünce özgürlüğü arasındaki o ince çizgidir” diyorsunuz aynı yazıda. O ince çizgiyi aşmamak nasıl mümkün kılınabilir?

Habercilerin uyması gereken kurallar var. Hedef gösteremez, ayırımcılık yapamaz, kimseyi aşağılayamaz, savaş ve şiddet kışkırtıcılığı yapamaz, nefret söyleminde bulunamaz. Haber dili bu nedenle önemlidir. Bu ülkede etnik kökene dayalı olarak üç farklı grup, dini kökene bağlı olarak altı farklı grup, millî aidiyete bağlı olarak dört farklı grup nefret söyleminin öznesi olmaya devam ediyorsa, editörlerin bu haberlerdeki o ince çizgiyi yakalaması gerekir. Örneğin mültecilerle ilgili haberler. Hoşlanmayabilirsiniz, ama her hırsızlık olayında başına ‘Suriyeli’ diye yazarsanız, toplumsal algıyı bir süre sonra ‘huzurumuzu bozuyorlar’ endişesiyle nefret suçuna dönüştürürsünüz. Çizgi burada: sorunu yazmak yetmez, o soruna bir gazeteci olarak bunun siyasî sorumluluğunu hatırlatmak, hatta çözüm üretmek zorundasınız. Mültecilerle ilgili toplumda var olan yargıları besleyen kim? Bu algıyı yaratan, medya mı toplumun kendisi mi? Yoksa ikisi birlikte mi? Mülteci haberlerini yaparken bu sorulara doğru yanıt verebilmemiz için, biraz siyaset ve insan hakları hukuku bilmemiz gerekiyor.

“Hak gazeteciliği” nedir tam olarak? Hak haberciliği, yurttaş gazeteciliği, barış gazeteciliği gibi yeni habercilik anlayışları ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

Hak haberciliği ile barış gazeteciliğinin çıkış noktası aynı: farklılıkların sesini duyurmak, bütün seslere eşit mesafede durmak ve gerçeği objektif bir dille sunmak. Hak haberciliği, insanı merkezine alıyor, yani haber ve bilginin niteliği ve haberciliğin insan hakları açısından sorgulanma hali diyebiliriz. Barış gazeteciliği de haber ve yorumlarda çatışmacı değil, barış gazeteciliğini esas alıyor, taraflara eşit mesafede durarak, sansasyonel habercilikten kaçınarak. Çatışmaların görünür ve anlık etkileri yerine uzun vadeli ve travmatik etkilerine odaklanıyor. Buradaki en hassas nokta ise kamunun doğru bilgi edinme hakkı ile terör propagandası arasındaki farkı gözetmek. Profesyonel mesleği gazetecilik olmayan, sosyal paylaşım sitelerini haber amaçlı kullanan “yurttaş gazeteciliği” ise haberin oluşma sürecinde yurttaşlara söz hakkı tanıyarak kamusal alanda tartışma ortamını yaratmak. Ancak bu yeni bir kavram değil, 1990’lardan beri var, ama yurttaş gazeteciliği bizde henüz yeterince yaşam alanı bulamadı.

Bu yeni habercilik anlayışları gazeteciliğin yitirdiği itibarı geri kazanmasını sağlayacak alternatifler olarak görülüyor. Gazetecilik mesleğinin eski itibarını geri kazanmasında hak gazeteciliği nasıl bir rol oynayabilir sizce?

Meslekî itibar dediğimiz şey, hangi koşullarda nasıl gazetecilik yaptığınız ya da yapmak zorunda bırakıldığınızla ilgili bir durumdur. Medyanın genel durumu gazeteciliğinizin de sınırlarını çiziyor. Sosyal medyadaki bilgi kirliliği arttıkça, kaliteli ve doğru habere ihtiyaç duyan okur sayısı da artacaktır.

Gazetecilikteki bu ayrımlar, gazetecinin mesleğini yaparken insan olmaktan gelen sorumluluğunu acaba görünmez kılmıyor mu? Yani hangi alanda haber üretirse üretsin gazetecinin aslî işinin insan haklarını korumak olduğunun ya da olması gerektiğinin göz ardı edilmesine yol açmıyor mu?

Bir sorunu görünmez kılmak, görüneni çarpıtmak kadar problemlidir. Dolayısıyla insan hakları konusundaki durumumuz, “medya birleştiren mi, ayrıştıran mı?” sorusuna vereceğiniz yanıtta gizlidir. Meslekî kural: düşün, sorgula, araştır, yaz. Yani dürüst ol, herkese eşit mesafede dur, herkesin sesi ol, süzgeçten geçirmeden asla yazma. Gazetecinin taraf olma hali tam da budur. Bunlar ahlakî açıdan zaten hepimizin öğrenmesi gereken kurallar ve öğrenmek zorundayız. Bunları gözardı eden, zaten bu mesleği yapmasın.

Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde, gazetecinin temel görevleri ve ilkeleriyle ilgili olarak şu madde yer alıyor: “Gazeteci her türlü baskıyı reddeder ve çalıştığı basın-yayın organındaki yöneticileri dışında kimseden işiyle ilgili talimat alamaz”. Bunu başarabilmesi için bir gazetecinin nasıl bir donanımı olmalı?

Meslekî donanım gazeteciliğin ne “olduğundan” çok, ne “olmadığını” bilmekle ilgilidir. Bildiğimiz şu: Gazeteci kamuoyunun doğru bilgilendirilme hakkından sorumludur. Evet, bunu biliyoruz, ama ne yapmaması gerektiğini bilmesi başarının anahtarıdır. Örneğin kendi haberini sansürlememelidir. İfade özgürlüğünün sınırsız olmadığını bilmelidir, ama ifade özgürlüğünün sadece olumlu karşılanan, zararsız haber ya da düşünceleri değil, aynı zamanda “devleti şok eden, inciten, rahatsızlık veren” düşünceleri de kapsadığını bilmelidir. Ya da gazeteci, iklim değişikliğinin nedenleri ve olası sonuçları konusunda vatandaşları bilgilendirmelidir, ama aynı zamanda hükümetlerin, şirketlerin veya güç odaklarının yönlendirmeleriyle hareket etmemesi gerektiğini de bilmelidir.

Özgür basın için, gazetecilerin ne gibi haklara sahip olmaları gerekiyor? Bu konudaki sorunların çözümü için atılması gereken adımlar nelerdir?

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto üç yıl önce, Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü’nde öldürülen, darp edilen, işsiz bırakılan, haberleri sansürlenen gazetecilere dikkat çekerek, “Sistem tarafından mesleğimizin düşürüldüğü güç durumu yüreğimiz burkularak izliyoruz” demişti. Üç yıl sonra, 1989 yılından bu yana verilen Basın Özgürlüğü Ödüllerinin ülkenin ve medyanın bulunduğu koşullar nedeniyle bu yıl ilk kez verilmeyeceğini duyurdu. Bu, bugün basın özgürlüğü konusunda geldiğimiz noktayı özetliyor, sanırım. Bu sorunun çözümü ise demokrasiye, insan haklarına, hukuka, adalete inanan bir toplumdan geçer.

NOT: Bu söyleşi, Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi ve UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü Bülteni’nin 2. sayısında yayınlanmıştır. Ekim 2017, sayı 2.

Son Haberler

Sağlık Bakanlığı’nın “riskli” bulduğu okullarda, alınacak önlemler yayınlandı

Sağlık Bakanlığı okullarda alınacak Covid-19 önlemlerine ilişkin rehber yayınladı. Rehberde okulların Covid-19 bulaşması açısından riski olduğu belirtildi ve "Okullar toplu bulunulan yerlerden olduğu için...

Cinsel saldırıya “babacan tavır” kararı: Mahkumiyet bozuldu

Yargıtay, kamu kurumu müdürü bir erkeğin kadın memuru cinsel saldırıya maruz bıraktığı gerekçesiyle verilen mahkumiyet kararını ‘babacan tavır’ deyip bozdu. Bursa'da bir kamu kurumunun müdürü,...

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’dan ‘süper bulaştırıcı’ uyarısı

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, koronavirüs salgınına dair açıklamalarda bulundu. Ceyhan, "Siz vakaları azaltıyorsunuz, bir...

Çin, uzaya uzaktan algılama uydusu gönderdi

Çin, uzaya yüksek çözünürlüklü görüntü alma özelliğine sahip uzaktan algılama uydusu gönderdi. Xinhua ajansının haberine göre, ülkenin kuzeyindeki Şanşi eyaletindeki Taiyüen Uydu Fırlatma Merkezi’nden Long...

Çok Okunanlar

Milli Piyango’da 20 gün arayla iki kere ikramiye kazanan talihli sırrını açıkladı

Milli Piyango'da 20 gün arayla aynı sayılarla iki kere ikramiye kazanan talihlinin sırrı ortaya çıktı. Talihli 23 yıldır hep...

Dünyanın en yaşlı kedisi Rubble hayatını kaybetti

İngiltere’de yaşayan ve "dünyanın en yaşlı kedisi" ünvanına sahip Rubble’ın Nisan'da hayatını kaybettiği aktarıldı. İngiltere’nin Exeter kentinde sahibiyle birlikte yaşayan...

Büyük ikramiye talihlisi: Son 5 liram kalmıştı, 61 milyonu 61 lira sandım

Antalya'da 3 yıl önce kendisine yılbaşı Milli Piyango büyük ikramiyesi ilaç firmasında kurye olarak çalışan Murat Tokmak, ilk defa...

Sağlık Bakanlığı’ndan düğün genelgesi: Düğünler serbest ama halay çekmek yasak

Sağlık Bakanlığı, koronavirüs nedeniyle düğünlerde alınacak tedbirleri yayımladı. Buna göre, düğün salonlarına maskesiz girilemeyecek ve halay çekilemeyecek. Sağlık Bakanlığı tarafından...

Ardıç ‘Z kuşağı’nı hedef aldı: “İçlerinde mal ergen tabir edilenlerin oranı yüksek”

Sabah gazetesi yazarı Engin Ardıç, bugünkü yazısında, son dönemde seçimlerin kaderini değiştireceği düşünülen "Z kuşağı"nı hedef aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın...

Gözden Kaçmasın