Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un okulların 21 Eylül’de açılması yönündeki açıklamalarının ardından, Eğitim-Sen 8 Nolu Şube Sekreteri Şeref Bayar, “MEB’in okulların açılma tarihine yönelik kararsız tavrı bu süreçte başarılı olamadığının bir göstergesidir” dedi.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un okulların 21 Eylül’de açılması yönündeki açıklamalarının ardından, Eğitim-Sen 8 Nolu Şube Sekreteri Şeref Bayar, salgın gölgesinde yeni eğitim-öğretim dönemi hakkındaki görüşlerini Dokuz8’den Egecan Türkmen’e aktardı. Online derslere öğrencilerin katılımının yüzde 65’lerde olmasının, başarılı olunamadığının bir göstergesi olduğunu kaydeden Bayar, “Sorunun çözümlerinden bir tanesi gibi gözüken ikili eğitime geçmek sorunu ortadan kaldırmamaktadır” dedi.

“SORUMLUSU MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI OLACAK”

Okulların salgının bittiği, virüs tehdidinin ortadan kalktığı, binaların öğrenci ve öğretmenler için tamamen güvenli hale geldiği ve tüm önlemlerin alındığı koşullarda açılması gerektiğini düşündüğünü ifade eden Bayar, “Aksi halde okulda aldığı virüsten dolayı yaşamını yitirecek bir öğrencinin bir öğretmenin sorumlusu Milli Eğitim Bakanlığı olacaktır” diye konuştu.
Bayar’ın sorularımıza verdiği yanıtlar şu şekilde oldu:
Sizce Milli Eğitim Bakanlığı bu süreçte başarılı bir grafik çizebildi mi?
Milli Eğitim Bakanlığı, pandemi sürecini doğru yönetemediğinden başarılı olduğunu düşünüyorum.  15 Mart 2020 tarihinde okullarda yüz yüze eğitime ara verilmesinden sonra salgının seyrinin bir dönem yavaşlaması ancak daha sonra tekrar tehlikeli boyutlara ulaştığı bu günlerde okulların açılıp açılamayacağı tartışmaları hala devam etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) yayınladığı bir genelge ile yüz yüze eğitim tarihini önce 31 Ağustos olarak, daha sonra ise 31 Ağustos’ta uzaktan eğitimin, 21 Eylül’de ise yüz yüze eğitimin başlayacağını duyurdu.

“BAŞARILI OLAMADIĞININ BİR GÖSTERGESİDİR”

Tartışmaların devam etmesi yani Milli Eğitim Bakanlığı’nın dahi netleşememesi, insanların (veli öğrenci öğretmen ve diğer bileşenlerin) okulların açılması konusunda ikna olmamasına neden olmaktadır. Bu kararsız tavır MEB’in bu süreçte başarılı olamadığının bir göstergesidir. Ayrıca MEB’in bir milyonun üzerinde eğitim emekçisini ve yaklaşık 18 milyon öğrenciyi doğrudan ilgilendiren salgın konusundaki tartışmalara eğitim bileşenlerini dahil etmeden, bilimsellikten uzak yürütmesi de çok doğru bir tutum değildir. Milli Eğitim Bakanlığı, bu süreci tek başına sürdürmekte ısrar ederek toplumun bütün kesimlerinde eğitim hakkının aksaklığa uğramadan alınabileceği konusunda olumlu hava oluşturamamıştır.

“UZAKTAN EĞİTİMDE YETERİ KADAR BAŞARILI OLUNAMADI”

Türkiye pandemi süresince verilen uzaktan eğitimde yeteri kadar başarılı olabildi mi?
Kısmen diyebiliriz. Yeteri kadar olabilmesi için katılımın yüz yüze eğitim kadar olması gerekirdi. Oysa resmi okullarda EBA ve EBA TV üzerinden yapılan uzaktan eğitimler ile değişik online araçlar kullanılarak yapılan uzaktan eğitimlere öğrencilerin katılımının yüzde 65’lerde olması yeteri kadar başarılı olmadığın bir göstergesidir.

“TESPİT YAPMAK MÜMKÜN OLMAMIŞTIR”

Bunun yanı sıra verilen eğitimin hangi düzeyde öğrenciler tarafından alındığının ölçme-değerlendirme araçları ile ölçümü yapılmadığından uzaktan eğitim uygulamasının ne kadar başarılı olduğu konusunda bir tespit yapmak mümkün olmamıştır. Bu süreçte yapılan uzaktan eğitim uygulamalarında öğrencilerin önemli bir bölümü bilgisayar ve internet olmadığı için EBA’ya girememiştir. Ancak çocukların kendi öğretmenleri ile katıldıkları canlı ders uygulamalarının daha etkili olduğunu söyleyebiliriz. Uzaktan eğitimin yüz yüze eğitime geçildiği dönemde gerektiğinde kullanılmasının bir zorunluluk olduğunun anlaşılması açısından bir başarıdan söz edebiliriz.

“İKİLİ EĞİTİME GEÇMEK SORUNU KALDIRMIYOR”

Pandemi döneminde okulların tekrar açılması halinde okulların ikili eğitime döneceği konuşuluyor, sizce Türkiye’deki okulların fiziki durumu ikili eğitim koşullarına uygun mu?
Okulların fiziki durumlarının kapasite açısından bakıldığında -bölgesel olarak düşünüldüğünde- ikili eğitimi kaldırabilecek bölgelerin olduğunu söyleyebiliriz. Bunu her yer için söylememiz mümkün değil. Nüfus yoğunluğunun az olduğu illerde ilçelerde bu mümkünken örneğin; İstanbul ilinde Üsküdar, Kadıköy, Beşiktaş ilçelerinde olduğu gibi Sultanbeyli, Arnavutköy, Gaziosmanpaşa ilçelerindeki okulların fiziki durumlarının yeterliliğinden bahsedemeyiz. Aslında sorunun çözümlerinden bir tanesi gibi gözüken ikili eğitime geçmek sorunu ortadan kaldırmamaktadır. İki eğitime geçilerek seyreltilmiş sınıf mevcutları oluşturmak salgının yayılmasının engelleyen bir önlem olmaz.

“BÜTÇE OLMADAN BİR ŞEY YAPMAK MÜMKÜN DEĞİL”

Eğer okullar 21 Eylül’de açılırsa Türkiye’deki okulların fizik koşulları pandemi ile mücadele etmek için uygun mu?
Milli Eğitim Bakanlığı, 120 sayfalık “Eğitim Kurumlarında Hijyen Şartlarının Geliştirilmesi ve Enfeksiyon Önleme Kontrol Kılavuzu” hazırladı. Bu kılavuzda yer alan şartları yerine getiren kurumlara “Okulum Temiz” belgesi (sertifikası) verilecek. 120 sayfalık kılavuz incelendiğinde resmi okulların, yeterli bütçe ve temizlik personeli olmadan sertifikayı almasının mümkün olmayacağı görülmektedir. Okulların fiziki koşullarını salgınla mücadelede bu kılavuz indirgeyerek değerlendirmek işin kolaycılığına kaçmak olur. Bu kılavuzun dışında bir değerlendirme yapmak gerekirse; öncelikle okullarımıza Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ayrılan bir bütçesinin olmaması olabilecek her olumsuzluğun başlangıcını oluşturmaktadır. Bütçe olmadan hiçbir şey yapmanız mümkün değildir. Her eğitim-öğretim yılı başında duyduğumuz “velilerden alınan zorunlu veya gönüllü bağış”  ile okullar bütçelerini oluşturmaktadır. Bu da yasal olmadığı gibi her iki tarafı zor durumda bırakan bir durumdur. O halde salgınla mücadelede uygun fiziki koşullardan bahsedebilmemiz için her şeyden önce bir bütçeye ihtiyaç vardır.

“EĞİTİM TEMEL İNSAN HAKKIDIR”

Türkiye’de okulların açılması için Milli Eğitim Bakanlığı üzerinde özel okulların baskısı var mı?
Özel okulların Milli Eğitim Bakanlığı üzerinde baskı oluşturup oluşturmadığını bilmiyorum. Ancak benim bildiğim siz ticaret yapıyorsanız satış yaptığınız mal veya hizmetten kar etmeyi amaçlarsınız. Bunun içinde müşteriye ihtiyaç duyarsınız. Müşteri olmadan elinizdeki mal veya hizmeti satamazsınız. Müşteri uygun ortamın olgunlaştığı koşullarda mal veya hizmete talepte bulunur. Bunun olmadığını söylemek ticaretin doğasına aykırıdır. Biz Eğitim-Sen olarak eğitimin özelleştirilmesine karşıyız. Eğitim temel insan hakkı olup kamusal bir hizmettir. Her vatandaşına ücretsiz nitelikli eğitim hakkını sağlamak devletin görevi olmalı; Buna ülkemizde zorunlu eğitimin dışında kalan yükseköğretim de dahil olmalıdır.

“YETERLİ DESTEK VERİLDİĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUM”

Sizce özel okullarda çalışan ücretli öğretmenler ve eğitim emekçileri pandemi süresince yeterli desteği alabildi mi ?
Özel Okul öğretmenleri Özel Öğretim Kanunu’na göre, kamu görevlisi sayılmakla beraber 4688 sayılı kamu sendikaları kanun kapsamı dışında tutulmaktadırlar. Bu nedenle sendikamız üyesi olmadıklarından ve bizimle iletişime de geçmediklerinden birçoğuna yeterince destek verilemediğini düşünüyorum. Biliyorsunuz, özel okul öğretmenleri işverenleri ile yaptıkları sözleşmeler gereği işverenine “muhtaç veya mecbur” bırakılmaktadırlar. Hak kaybına uğrayan özel okul çalışanı öğretmeni daha sonra başvuracağı özel okula olumsuz referans olacağını da düşündüğünden mücadelelerini bireysel sürdürmeyi tercih etmek zorunda kalmaktadır. Eğitim-Sen ile iletişime geçen özel okullarda çalışan eğitim emekçisi arkadaşlarımıza gereken her türlü desteği de veriyoruz.

“HİÇBİR PSİKOLOJİK DESTEK VERİLMEDİ”

Pandemi döneminde psikolojik olarak hem öğretmenler hem de öğrenciler yeteri kadar destek alabildiler mi?
Bu süreçte ne eğitim emekçilerine ne de öğrencilere hiçbir psikolojik destek verilmemiştir. Oysa öğrencilerin yüz yüze eğitimden uzaklaşmasının ve bu sürenin uzamasının öğrencilerin üzerinde travmatik etkilerinin olacağı açıktır. Bu durum yok sayılmakta her şey normal seyrinde devam etmiş gibi okullar 21 Eylül’de açılacak ve hiçbir şey olmamış gibi “Biz eğitim-öğretime yüz yüze devam edeceğiz” düşüncesi Milli Eğitim Bakanlığı’nda hakim düşünce. Sorunları yok sayarak görmezden gelerek hafife alarak bu durumla baş edilemeyeceğini ilerleyen günlerde çok acı bir şekilde yaşayacağız.

“TÜM OKULLARIN KAMULAŞTIRILMASI SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNÜN BAŞLANGICI”

Türkiye’de özellikle büyük şehirlerde bulunan birçok özel kurum, anaokulları yeterli desteği alabildi mi? Bu kurumların yani anaokullarının, ortaokulların ve liselerin alacağı destekler farklı olmalı mı? 
Biz Eğitim-Sen olarak eğitimin özelleştirilmesine karşı olsak da eğitimin para karşılığı alınıp satılması ülkemizin bir gerçeği. Bu gerçekliğin geçerli olmadığını, değiştirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Bu süreçte her kademedeki tüm okulların kamulaştırılarak çalışanlarının kamuya aktarılması gerektiğinin sorunların çözümün başlangıcı olacağını düşünüyorum.

“MEB ÖZEL OKULLARIN SALGIN SÜRECİNİ EN AZ ZARARLA ATLATMASI İÇİN UĞRAŞIYOR”

Birçok veli, Bakan’ın “31 Ağustos tarihinde okulları açmayı planlıyoruz” açıklamasından sonra kayıt yaptırdı fakat sonrasında tarih 21 Eylül’e ertelendi. Sizce bu açıklama özel okulların kayıt alması için yapılmış bir açıklama mıydı? Sonrasında gelen velilerden yoğun kayıt silme talebi var, bunu nasıl yorumluyorsunuz? 
Milli Eğitim Bakanlığı’nın tüm planları içinde özel okulların salgın sürecini en az zararla atlatmasını sağlamak olduğunu anlamak için özel bir çaba harcamaya gerek yok. Ancak salgın sürecinin kontrol edilemez bir hal almasının, bakanlığın planlarında ufak sapmalara neden olduğu, yapılan tarih değişikliklerinden görülmektedir. Sağlık Bakanı tarafından salgın ile ilgili açıklanan sayısal verilere baktığımızda 21 Eylül tarihinde yüz yüze eğitimin tam zamanlı olarak başlaması imkansız. Yarı zamanlı seyreltilmiş sınıflarda yüz yüze eğitim yapılmasının öngörülmesi bize özel okulların desteklenmesi için yapıldığı sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

“BİRİNCİ SINIFLARIN YÜZ YÜZE EĞİTİM ALMASI ZORUNLULUKTUR”

Birinci sınıflar, onikinci sınıflar ve ayrıca sekizinci sınıfların eğitime başlayacak olması sizi endişelendiriyor mu?
Birinci sınıfların okuma yazma öğretiminde öğrencilerin yüz yüze eğitim almaları bir zorunluluktur. Birinci sınıf öğrencisi, öğretmeni ile sınıf ortamında etkileşimde bulunmadığında harflerin yazılışını somut olarak göremediğinde seslerin yanlış öğrenilmesine yazım yanlışlarına ve sonuçta çocuğun okuma yazma öğretiminde gecikmesine neden olur. Bu durum da ilerde yavaş okumaya, harflerin yanlış yazması gibi olumsuz sonuçları olur. Bundan dolayı birinci sınıfların mutlaka yüz yüze eğitim almaları gerekmektedir. Aslında tüm sınıflar seviyesinde önemli olan yüz yüze eğitimdir. Bizi endişelendiren bakanlığın yeterince tedbir almamış olmasıdır. Okullarda alındığı söylenen tedbirlerin yetersiz kalacağı endişemiz vardır.
Milli Eğitim Bakanı’nın Bilim Kurulu’nun önerilerine yeteri kadar önem verdiğini düşünüyor musunuz? 
Milli Eğitim Bakanlığı, Bilim Kurulu’nun önerilerini dikkate aldığı bir gerçek ancak okullara ilişkin alınacak önlemlerde bu zaman kadar somut hiçbir adım atılmamış olması da başka bir gerçek.

“BAKANLIK SALGIN KONUSUNDA AÇIK VE PAYLAŞIMCI DEĞİL”

Eğitim-Sen’in ‘Pandemi Koşullarında Eğitim’ anketinde sorulan bir soruda katılımcıların yüzde 96,4 gibi çok büyük bir bölümü, pandemi sürerken eğitim-öğretimin başlatılması halinde öğrenciler, kendisi ve ailesinin sağlığının tehdit altında olacağını düşünüyor, sizce bunun temel sebebi nedir?
“İsrail’de fiziksel uzaklık, maske, el yıkama gibi olanaklarla birlikte okullar açıldıktan 10 gün sonra, iki ayrı okulda birbirinden bağımsız olarak salgın ortaya çıkmış, sonrasında salgın İsrail’de ikinci dalganın oluşumuna yol açmıştır.” Bu ve benzeri örneklere ilişkin haberlerin biliniyor olması ve bakanlığın sorunlara yönelik almış olduğu önlemlerde açık ve paylaşımcı olmaması salgından korunmayı ve bulaşma riskini minimuma indirmeyi sağlayan önlemlerin yeterince alınmamış olduğu algısı eğitimcilerin, eğitim-öğretimin başlatılması halinde, kendisi ve ailesinin sağlığının tehdit altında olacağını düşündürüyor.
Birçok veli ve öğretmenin hatta kurum sahiplerinin aynı görüşte olmasına rağmen neden eğitimimizde hala birçok problemi çözemiyoruz?
Kolektif akıl, şeffaf bilgi paylaşımı, dayanışma ve toplumsal mutabakatla kararların demokratik yöntemlerle alındığı bir yönetim anlayışının hakim düşünce olmadığı kurumlarda problemlerin çözülmesini beklemek safdillik olur. ‘Ben yaptım oldu’ anlayışının sonuçlarını yaşamaya devam ediyoruz.

“TÜM ÖNLEMLERİN ALINDIĞI KOŞULLARDA OKULLAR AÇILMALI”

Okullar salgının bittiği, virüsün tehdidinin ortadan kalktığı, binaların öğrenci ve öğretmenler için tamamen güvenli hale geldiği ve tüm önlemlerin alındığı koşullarda açılması gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde okulda aldığı virüsten dolayı yaşamını kaybedecek bir öğrencinin bir öğretmenin sorumlusu Milli Eğitim Bakanlığı olacaktır.