‘Ben İstersem’ kitabının yazarı gazeteci Melis Alphan “Bu kitapta pek çok hikaye içinde başarısızlıkları da barındırıyor. ‘Bu çocuklar yola çıktıktan sonra hep başarılı oldular’ gibi bir durum söz konusu değil. Hayatta sadece başarı diye bir şey yok, mutlaka başarısızlıklar da var” diyor. Alphan’ın sözleriyle “aslında pes etmemek, yılmamak, yenilgide yeniden ayaklanmak, yoluna devam etmek anlatılıyor” kitapta.

Aydın Doğan Vakfı tarafından, gazeteci yazar Melis Alphan ve fotoğraf sanatçısı Mustafa Seven iş birliğiyle hazırlanan ‘Ben İstersem’ kitabı, Türkiye’de pek çok alanda mücadele ederek var olabilen kız çocuklarının ilham veren hikayelerini anlatıyor. Kitabı yazarken öğretmenlerin kız çocuklarının hayatlarında dönüm noktası olduğunu bir kez daha fark ettiğini belirten Alphan, “Tüm bu hikayelere baktığımda Türkiye’de ‘Çalıkuşu’ hikayesinin hâlâ sürdüğünü gördüm. Bütün çocukların hayatlarında iz bırakan bir veya birden fazla öğretmen ya da antrenör var” diyor.
Karateden yüzmeye, uzay mühendisliğinden futbola, müzikten resme, hukuktan robot teknolojilerine kadar pek çok alanda Türkiye’nin birçok şehrinde kız çocuklarının var olma mücadelelerini anlatıyor “Ben İstersem”. Doğan Egmont Yayıncılık tarafından yayımlanan ve 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nde okurları ile buluşan kitap, aynı zamanda Manisa’dan Antep’e, Mersin’den Trabzon’a kadar Türkiye’nin birçok ilinden kız çocuklarının şehir, semt, köy fark etmeksizin benzer şeyleri yaşadıklarını ve maruz kaldıkları çevre baskısını da ortaya koyuyor.
Gazeteci-yazar Melis Alphan ile kitap hakkında konuştuk. Kitapta‘başarı’ sözcüğünün yerine, ‘varlık gösteren’ ifadesini kullanan Alphan, “Bu çocuklar yola çıktıktan sonra hep başarılı oldular gibi bir durum söz konusu değil. Mesela şu anda sakatlandığı için uzun süredir turnuvalara katılamayan ya da üniversite sınavını kazanamamış olan da var. Hayatta sadece başarı diye bir şey yok. Başarısızlıklarla birlikte gelen başarılardan söz edebiliriz” diyor. Kız çocukları için en önemlisinin, birey olduklarını fark etmek olduğunu vurgulayan Alphan, “Tüm kız çocuklarının ve kadınların kimsenin malı, karısı, kardeşi vs. değil, hakları olan bireyler olduklarını fark etmelerini isterim” diyor. Bir kadın gazeteci olarak, kendisinin de türlü zorluklarla karşılaştığını ifade eden Alphan, “Kadın olarak medyada varlık göstermek de mücadele gerektiriyor. Medyada çalışan bütün kadınlar bir şekilde mücadele ediyor. Çünkü medya da erkek egemen bir sektör” diyor. Alphan, sorularımızı şöyle yanıtladı:

Fotoğraf: Mustafa Seven
Fotoğraf: Mustafa Seven

“FARKLI ALANLARDA VARLIK GÖSTEREN KIZ ÇOCUKLARININ HİKAYESİNİ YAZMAK İSTEDİK”

Kitabın ortaya çıkış hikayesini anlatabilir misiniz?
Bu kitabı Aydın Doğan Vakfı için hazırladık. Kız çocuklarının güçlenmesi konusunda yıllardır çalışan Vakıf, her yıl 11 Ekim’de Dünya Kız Çocukları Konferansı düzenliyor. Bu yıl bu kapsamda başta bir sergi yapmayı düşünmüşler, ardından bir de kitap fikri oluşmuş. Bana ulaştıklarında fikir aşağı yukarı belliydi. Farklı alanlardan kız çocuklarının fotoğraflarını Mustafa Seven çekecek, hikayelerini de ben yazacaktım. Böyle yola çıktık. 4 ay gibi çok kısa bir süre içerisinde tamamladık aslında. Yola çıkarken elimizde çocuklardan oluşan bir liste vardı ama sınavlar veya turnuvalar yüzünden bu çocukların takvimleri de çok sıkışık olduğu için, listeden çıkanlar ve listeye eklenen yeni isimler oldu.

“PES ETMEMEK, YILMAMAK, YENİLGİDE YENİDEN AYAKLANMAK ve YOLUNA DEVAM ETMEK”

Kız çocuklarının hikayelerinde onlar için ‘başardılar’ yerine ‘varlık gösteriyorlar’ ifadesini vurguluyorsunuz. Bunun sebebi nedir?
Ben başarı sözcüğünü mümkün olduğunca kullanmamaya çalışıyorum; ‘Bu başarılı kızların hikayeleridir’ gibi bir cümle kurmak istemiyorum. Bu yüzden bilerek ‘çeşitli alanlarda varlık  gösteren’ kız çocukları diyorum. Herkesin hayata aynı noktadan başlamadığı bir dünyada başarıyı kime ve neye göre tanımlayacağız? Bu kitapta pek çok hikayede başarısızlık da var. Bu çocuklar sadece yola çıkıp başarılı oldular gibi bir durum söz konusu değil. Mesela epeydir sakatlığı yüzünden turnuvalara katılamayan veya üniversite sınavını kazanamamış olan da var. Sadece başarı gibi bir şey yok hayatta, mutlaka başarısızlıklar da var. Zaten başarısızlıklarla birlikte gelen başarılardan söz edebiliriz. Dolayısıyla o anlamda da bu kitabın kız çocuklarına ve tüm çocuklara örnek olacağını düşünüyorum. Aslında bu kitapta pes etmemenin, yılmamanın, yenilgide yeniden ayaklanarak yoluna devam etmenin önemi anlatılıyor.

Fotoğraf: Mustafa Seven
Fotoğraf: Mustafa Seven

“KIZ ÇOCUKLARI BAŞARDIKÇA MAHALLELİNİN, KÖYLÜNÜN DE FİKRİ VE DÜNYASI DEĞİŞİYOR”

Kitapta hikayeleri yer alan tüm kız çocukları “mahalle baskısı” ile karşılaşmış. Onlara “erkek işi, yapamazsın” denilmiş.  Kitap sayesinde görüyoruz ki kız çocukları çok güçlü; yaşadıkları şehir, semt, köy fark etmeksizin aynı şeyleri yaşıyorlar, mücadele ediyorlar ve tüm bunlara rağmen birçok alanda var oluyorlar. Bu noktada kız çocuklarının küçük yaştan itibaren verdikleri mücadeleyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu kitabı yazarken ve röportajları yaparken benim bir tespitim oldu. Rastgele bir seçimde bile şu ortaya çıktı: Bu çocukların çoğunun aileleri -eğitimli olmasalar dahi- aydın kişiler. Yani mahalle baskısının çok yoğun olduğu bir köyde yaşıyorlar diyelim ya da öyle bir mahallede yaşıyorlar ki 15 yaşındaki kızlar evlendiriliyorlar diyelim… Ama burada onların anne ve babaları istisnai kişilikler. Eğitimsiz olabilirler, hatta aralarında ilkokul mezunu olmayan bile var ama çocuğu için o mahalleden ya da köyden taşınıp çocuğunu daha iyi bir yerde büyütmek istiyor. Yani çocuğu okusun istiyor. Bu hepsinde ortak bir özellik. Aileye rağmen gibi bir durum daha da zor bir yoldur tabii ki. Ama burada bir şekilde aile destek oluyor ya da desteklemediği durumlarda da gerçekten çocuklar azmedip ailelerini ikna etmişler. Tabii ki çok zor durumda olan çocuklar da var herkes bunu gerçekleştiremeyebilir ama yine de şunu görüyoruz: Evet çocuk kararlı olduğunda, kararlı ve istekli olduğunda, bu yolda yürümekten vazgeçmediğinde bir noktada aile de ikna olabiliyor ve çocuğu desteklemeye başlıyor. Hatta çocuklar burada inat ettikçe, o alanda bir şeyler yaptıkça bir süre sonra mahalleli, köylü bile değişebiliyor. Bu her yer için geçerli değil. Bazı yerlerde hala aynı şekilde baskı sürüyor çocuğa karşı. Ama bazı yerlerde de çocuk o mahalleyi veya köyü gerçekten de dönüştürebiliyor. Mesela bir köyde kız çocuğu sporcu oluyor; başta diyorlar ki “Kız çocuğu eşofman giyer mi?”, “Kız çocuğu sokakta mı koşar”, “Kız çocuğu bisiklete mi biner?” Derken o çocuk turnuvalara gidiyor, bir sürü şehre yolculuk ediyor, normalde maddi imkanları el vermeyecekken, belki o köyden hiç çıkamayacakken her ay başka bir şehre gidiyor, yurt dışına turnuvalara gidiyor. Başarı elde etsin etmesin bir şekilde buralara katılıyor ve bunu gören köylü bu sefer çocuklarını spora yollamak istiyor. Yani onun fikri ve dünyası da değişiyor; öyle bir etkisi de var. Bu yüzden “İlham Veren Hikayeler” dedik. Bu kız çocukları başkalarına ilham verebilir dedik. Hem de zaten bu çocuklar etraflarına ilham vermiş çocuklar. Yani şu an keşfedilmediler, onlar bunu önceden yapmışlar.

“TÜRKİYE’DE ÇALIKUŞU HİKAYESİ HALA DEVAM EDİYOR”

Çeşitli alanlarda varlık gösteren her kız çocuğu ardından kendisi gibi olan kız çocuklarına destek olmanın hayalini kuruyor. İlerde yaşamlarını buna göre biçimlendirmeye çalışıyor. Bu ortaya çıkan dayanışma ruhu sizce nasıl oluşuyor?
Burada demiştim ya aile desteği çok önemli. Çoğunda bunu gördüm. Bir de öğretmen desteğinin çok önemli olduğunu bir kez daha anladım. Tüm bu hikayelere baktığımda Türkiye’de “Çalıkuşu” hikayesinin hala sürdüğünü gördüm. Hakikaten bütün çocukların burada hayatlarında iz bırakan bir veya birden fazla öğretmen veya antrenör var. Öğretmen ya da antrenör ile birlikte bir şekilde ailenin desteği birleşince zaten buradan bir şey oluyor. Ama çoğu yerde aileleri de ikna eden de aslında öğretmen; çocuğu yapabileceğine inandıran da öğretmen. Dolayısıyla bu çocuklar, özellikle de kırsalda olanlar çok fazla meslek görmüyor, tanımıyor. Hala Türkiye’nin kırsalındaki epey yerde çocuklar meslek olarak doktorluğu, öğretmenliği biliyor. Bazı köylere dışarıdan sadece öğretmen gidip geliyor. Onun dışında gördükleri pek bir meslek erbabı yok. Kitaptaki pek çok çocuk öğretmen olmak istiyor. Çünkü birincisi; zaten çocuk bulunduğu yerden dolayı çok fazla meslek tanımıyor.  İkincisi; onun hayatında dönüm noktası o öğretmeni olmuş bir şekilde. Dolayısıyla o da başka çocuklar için aynısını yapmak istiyor ileride.

Fotoğraf: Mustafa Seven

“TOPLUMDA BİRİLERİNİN KIZ ÇOCUKLARINA DESTEK VERMESİ GEREKİYOR”

Kitabı okurken dikkatimi başarı elde eden tüm kız çocuklarına anne, baba, teyze, öğretmen ya da başka birisi mutlaka destek olmuş. Ve mücadele ederken bu onlara büyük katkı sağlamış. Peki destek alamayan kız çocukları ile karşılaştınız mı bu süreçte?
Hiç kimseden yardım almamış bir çocukla karşılaşmadık. Sadece bazı ailelerin başta istemediği durumlar ile karşılaştık. Örneğin Malatya Kadın Futbol Takımı. Burada birkaç çocuğun ailesi başta istememiş. Böyle olunca da çocuklar başta antrenmanlara geldiklerini gizlemişler. Ama iş lisans çıkarma noktasına geldiğinde, antrenör aileleri ikna etmiş. Kitaptaki çocuklar arasında aile, öğretmen gibi herhangi birinin desteğini almamış çocuk yok. Bu kitap bilimsel bir çalışma değil, dolayısıyla bunu söylerken temkinli olurum ama bu bir tesadüf de olmasa gerek. Demek ki birilerinin desteği gerekiyor. Bir tane bile böyle bir örnek ile karşılaşmamamız bunu gösteriyor. Yani bir şekilde toplumda birilerinin kız çocuklarına ve çocuklara destek vermesi gerekiyor.

“DEZAVANTAJLI AİLELERDEN OLMAYAN KIZ ÇOCUKLARI İÇİN DE YOL ZORLU VE MÜCADELE GEREKTİRİYOR”

Burada anlatılmak istenen her hikaye değerli ancak sizi diğerlerinden daha fazla etkileyen bir hikaye oldu mu?
 Hepsi kendi içinde çok değerli, bu yüzden seçemiyorum açıkçası. Ancak haber olarak mutlaka bazıları daha fazla ilgi çekebilir. Çünkü bu bizim kodlarımızla ilgili. Mesela yoksulluğun daha fazla olduğu, kırsalda olan hikayeler gibi. Ama bilimle ilgili olan birkaç çocuk hikayesi var. Bu çocuklar bir şekilde robotik, kodlama, fen bilimleri, uzay, havacılık gibi alanlarla ilgili. Bu çocuklar diğerleri kadar dezavantajlı ailelerden gelmiyorlar ama onlar için de yol zorlu ve mücadele gerektiriyor. Eğer bu röportajları yapmasaydım belki de bu durumu fark etmeyecektim. Yoksul ya da daha dezavantajlı kesimlerde isebir çocuğun bilimle ilgili bir şey elde etmesi çok daha zor. Çünkü Türkiye’de eğitim nitelikli olmadığı için, burada ancak durumu biraz daha iyi bir ailenin çocuğu varlık gösterebiliyor. Mesela robotik ile ilgileniyor bir çocuk ve robot yapacak, küçücük bir parça 500 lira. Şimdi bunu köydeki yoksul çocuğun yapması çok zor. Mutlaka istisnalar var ama bu onlar için çok daha zor. Öte yandan,orta halli bir aileninde sürekli çocukları için bir robot parçasına 500 lira verdiğini düşünün. Mesela Selin Alara Örnek var kitapta. Çocuk Stanford’dan davet alıyor, Amerika’ya seyahat ediyor, İrlanda’da yarışmaya katılıyor. Bunlar çok da fena geliri olmayan bir aile için de ciddi masraf. Dolayısıyla burada da aile zorlanıyor. Zaten Türkiye’de bilim konusunda çocuklar için imkanlarda çok kısıtlı. Bu durum sadece para ile de ilgili değil. Örneğin daha son yıllarda bu kodlama kursları her yerde açılmaya başlandı. Selin Alara’nın ailesi yıllarca kodlama kursu aramış ama bulamamış. Dolayısıyla bu çocukların hepsi zorlu mücadeleler vermiş ve vermeye de devam ediyorlar. Yani birini diğerinden ayıramam.Ama mutlaka okuyan için daha fazla etkilendiği hikayeler olacaktır.

“KADIN OLARAK MEDYADA VAR OLABİLMEK DE BİR MÜCADELE”

Peki siz de bir kadın olarak engellerle karşılaştınız mı?
 Elbette ben de çok mücadele verdim ama kitapta hikayelerini anlattığımız kızların mücadelesi bambaşka. Ben sonuçta dezavantajlı bir aileden gelmedim. İmkansızlıklar yaşamadım.Kendi kararlarımı alıp hayatımı istediğim gibi kurabildim. Hayatta istediğim şeyin peşinden gitme konusunda hep özgürdüm. Ama ben de pek çok insan gibi kendimi gerçekleştirme yolunda çok savaş verdim.  İnsanın potansiyeline ve bu potansiyeli ortaya çıkarma yetisine hep inandım. Dolayısıyla hep çok çalıştığımı söyleyebilirim.

“KIZ ÇOCUKLARI VE KADINLAR KİMSENİN MALI, KARISI, KARDEŞİ DEĞİL. BUNU FARK ETSİNLER”

 Her hikayenin sonunda başarılı olan kız çocuklarının mesajına yer vermişsiniz. Peki siz tüm kız çocuklarına ne söylemek istersiniz?
Aslında onlar söylenecek her şeyi söylediler. Benim söylemek isteyeceğimi kitaptaki kızlardan Defne Hadiş söyledi aslında: “Kız çocuklarının yapması gereken, toplumun kendilerine dayattığı adları parçalayıp kendi öznellikleriyle var olmak.” Bunu ben de çok önemsiyorum. Bütün kız çocuklarına ve kadınlara hak sahibi bireyler olduklarını unutmamalarını tavsiye ederim. Bunu İstanbul Üniversitesi’nde hukuk okuyan Emine Yiğici de söyledi mesela. Köyde “Kimin kızısın?” sorusuna maruz kaldığını ifade etmiş ve en çok da buna sinirlendiğini söylemişti.