5 Haziran 2020, Cuma

“Eşcinsellik ve Transseksüellik ne suçtur ne de hastalık”

Venedik Komisyonu Eski Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Av. Doç. Dr. Öykü Didem Aydın, “Hiç kimsenin, hür demokratik düzenin öngördüğü kişi haysiyeti korumasından bireyleri yoksun kılarak onları yalnızlığa ve çaresizliğe itmeye hakkı yoktur” dedi.

Venedik Komisyonu Eski Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Av. Doç. Dr. Öykü Didem Aydın, Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü adına dokuz8HABER’e konuştu: “Hiç kimsenin, hür demokratik düzenin öngördüğü kişi haysiyeti korumasından bireyleri yoksun kılarak onları yalnızlığa ve çaresizliğe itmeye hakkı yoktur.”

“MEDENİ KANUN CİNSİYETİN CERRAHİ OLARAK ATANMASINA İZİN VERİR”

Eşcinsellik ve transseksüelliğin ne suç ne de hastalık olmadığını vurgulayan Aydın, “Ülkemiz hukuku da bunu böyle kabul etmektedir.  Anayasamız Herkesin kanun önünde eşit olduğunu öngörmektedir.  Medeni Kanunumuz 40. Maddesiyle cinsiyetin cerrahi olarak atanmasına izin vermektedir. Öyle ise eşcinseller vardır,  trans kadın ve trans erkekler vardır, interseksler vardır ve hiçbir kategoriye sığmayan kuirler ve artılar da vardır” dedi.

HER İNSANIN ONURU VARDIR

Aydın, “LGBTİQ+’lar anayasamızın, ayrım gözetmeksizin, herkese tanıdığı tüm insan haklarından ‘herkes’ gibi yararlanırlar. Toplumun eşit özneleridir. LGBTİQ+’ların maruz kaldığı nefret, ayrımcılık ve hak ihlallerine halkın, kamuoyunun, medyanın, politikanın, akademinin, herkesin dikkatini çekmek için uzun yıllardan bu yana dünyanın çeşitli yerlerinde Homofobi ve Transfobi Karşıtı Gün kutlandığı gibi özellikle Mayıs, Haziran aylarında Onur Yürüyüşleri düzenlenmektedir” sözlerine yer verirken, kişi haysiyet ve onurunun mutlak olarak korunan yüksek bir anayasal değer olduğunu vurguladı: “Her insanın onuru vardır. Kişi haysiyeti ve onuru, mutlak olarak korunan yüksek bir Anayasal değerdir. Onur yürüyüşlerinin düzenlenmesinin nedeni tarih boyunca baskı altında tutulan bir kesimin haysiyetini ve ayrımcılığa karşı duruşunu vurgulamaktır. Onur Yürüyüşleri yarım yüzyıldan beri bütün çağcıl dünyada düzenlenmekte, festival havasında geçmektedir.”

TÜRKİYE LGBTIQ+ HAKLARI ALANINDA AVRUPA’DA SONDAN İKİNCİ

Uluslararası Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Derneği’nin (ILGA) son raporuna göre LGBTİQ+ hakları alanında Türkiye 2015 yılından bu yana bir gerileme içerisinde ve Türkiye LGBTIQ+ öznelerin haklarını korumada Avrupa’da sondan ikinci olarak yer alıyor. İlgili raporun sonuçları üzerine değerlendirme yapan Öykü Didem Aydın, “LGBTİQ+’lara düşmanlık, nefret ve ayrımcılık artmıştır. Özünde kötücüllüğün ve insan düşmanlığının bütün kaynaklarından beslenmektedir. Örneğin; pembe üçgen sembolü Nazi toplama kamplarına dayanır. Alman Ceza Kanununun 175. maddesi eşcinselliği suç olarak düzenlemişti. Hitler döneminde bu madde, eşcinsel öpüşme, kucaklaşma ve fantezileri bile kapsayacak derecede genişletilmişti. 1937-1939 arasında 25.000 insan toplama kamplarına götürüldü ve zorunlu kısırlaştırmaya tabii tutuldu. 1942’ye gelindiğinde ceza ölümdü. O dönemde pembe üçgen daha ziyade erkek eşcinsellere özgülenmişti. Lezbiyenler de toplama kamplarına gönderiliyor ancak ‘anti-sosyal’ davranış etiketi altında tutuklanıyorlar, mahkum ediliyorlardı. KKK (Çocuk, Mutfak, Kilise) sembolleriyle ifade edebileceğimiz Nazi kadın ‘ideali’ne uymadıkları için kampa gönderilen kadınlar arasında feministler, lezbiyenler, seks işçileri bulunuyordu. Bunlar siyah üçgen ile etiketlenmişlerdi” dedi.

Venedik Komisyonu Eski Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Av. Doç. Dr. Öykü Didem Aydın

“KADIN HAKLARI MÜCADELESİ, LGBTİQ+ HAKLARI MÜCADELESİNİN YOLDAŞIDIR”

Kadın hareketi ve LGBTIQ+ hareketi arasındaki ilgiden bahseden Aydın, “Tarih boyunca var olmuş LGBTİQ+’ların temel hak bilinçleri ve hak mücadeleleri artmıştır. Yoksa onların haklarının da insan hakları olduğu bilgisi “yeni” bir bilgi değil. Bu itibarla benzer mücadeleler, en başta Kadın Hakları Mücadelesi de LGBTİQ+ Hakları Mücadelesinin yoldaşıdır. LGBTİQ+’lara saygı belirli bir toplumda geçerli olan eşitlik anlayışı, toplumsal barış, tahammül, hoşgörü ve uzlaşma düzeyinin kritik göstergelerinden biridir. LGBTİQ+ nefretine ve ayrımcılığına dayalı toplumlar ve topluluklar aynı zamanda ırkçı, cinsiyetçi, ayrımcı ve sosyal refah karşıtı (örneğin yoksulların ezilmesine, ekonomik sömürüye dayalı) toplumlardır. LGBTİQ+’lara saygı belirli bir toplumda geçerli olan eşitlik anlayışı, toplumsal barış, tahammül, hoşgörü ve uzlaşma düzeyinin kritik göstergelerinden biridir. LGBTİQ+’lara karşı cinayetler, tacizler, fiziksel şiddet, gasplar, saldırı, mülke zarar, tehdit, psikolojik şiddet, ayrımcılık ve önyargılar artmıştır. LGBTİQ+’lara karşı nefreti körükleyen davranışlar bunlara çanak tutmak demektir” ifadelerine yer verdi.

HOMOFOBİ, TÜRKİYE’NİN KATILIMCISI OLDUĞU AGİT’E GÖRE NEFRET SUÇU

AGİT’e göre: “Mağdurun, mülkün ya da suçun hedefinin, gerçek veya hissedilen ırk, ulusal ya da etnik köken, dil, renk, din, cinsiyet, yaş, zihinsel ya da fiziksel engellilik, cinsel yönelim veya diğer benzer faktörlere dayalı olarak benzer özellikler taşıyan bir grupla gerçek ya da öyle algılanan bağı, aidiyeti, desteği ya da üyeliği nedeniyle seçildiği, kişilere veya mala karşı suçları da kapsayacak şekilde işlenen her türlü suçtur.” Bu bağlamda Aydın, “ Özellikle LGBTİQ+’lara karşı işlenen nefret suçlarının çok tehlikeli ve zararlı olduğu bilinmektedir. Birleşmiş Milletler cinsiyet kimliği (transgender ve interseks hakları açısından) ve cinsel yönelimin insan hakları olduğunu bir dizi kararı ile vurgulamış, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi de aynı vurguyu yinelemiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise içtihatlarıyla, LGBTİQ+’ların haklarını geniş bir kapsamda tanımayı, korumayı sürdürmektedir. Ülkemiz de çok yakın bir geçmişte BM İnsan Hakları Komiserliğine verdiği bir bildirimde LGBTİQ+ haklarını koruduğu, koruyacağı güvencesini vermiştir. Anayasa Mahkemesi de LGBTİQ+ haklarını tanımaktan uzak değildir. Mahkeme bu alanda verdiği bir dizi kararıyla LGBTİQ+ haklarını bireysel başvuru konusu edilebilecek temel haklar olarak görmüştür” dedi.

“HİÇKİMSENİN BİREYLERİ YALNIZLIĞA VE ÇARESİZLİĞE İTME HAKKI YOKTUR”

“Toplum içinde yaşıyorsak bunun asgari ölçüsü kendimize tanıdığımız insan haklarını, başkalarına da tanımaktır. Ortak paydamız insan olmaktır” sözleriyle ana unsurun insan olmak olduğuna dikkat çeken Aydın, “Pek çok insan, örneğin en başta kadınlar ve cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelim bakımından farklı kesimler; özlerine saygının aynasını, yansımasını; taşıdığı insan hakları değerlerini taşıyan insanları, sözün özü “kendisini” meslektaşlarında, toplumunda, evrelerinde görmeyince kimseye zarar vermedikleri halde kendilerini “izole” edebilmekte, iletişime kapatabilmektedir. Bu durum “örselenebilir” grup mensuplarında oldukça yaygındır ve bireyleri intiharın eşiğine bile getirebilmektedir. Meslek örgütümüzün, insan hakları savunusu yanında öz-saygısı son derece güçlü meslek insanları yetiştirmek ve onları temsil etmek gibi bir kamu görevi de vardır. Hiç kimsenin, hür demokratik düzenin öngördüğü kişi haysiyeti korumasından bireyleri yoksun kılarak onları “yalnızlığa”, “çaresizliğe” itmeye hakkı yoktur. Toplum içinde yaşıyorsak bunun asgari ölçüsü kendimize tanıdığımız insan haklarını, başkalarına da tanımaktır. Ortak paydamız insan olmaktır. Nasıl ki deri rengine göre ayrımcılık yapılamazsa, yönelimleri ve kimlikleri farklı insanlar da temel haklarını kullanmak bakımından, kanun önünde eşitlikten, hatta olayda olduğu gibi Anayasa önünde eşitlik hakkından yoksun kılınamaz. ‘Herkes’in sahip olduğu bu hakları korumak cinayetten, şiddetten, nefretten, ayrımcılıktan korunma hakkından bahsetmek, LGBTİQ+’lara karşı ‘mobbing’ uygulamalarına son verme çağrısı demektir. Örneğin üniversitelerin de meslek örgütlerinin de özsaygısı güçlü ve nitelikli meslek insanları yetiştirmek, Onur için herkese tanınan haklarından yararlanmak isteyen öznelere hukuki destek vermek yolunda kamu-görevi vardır. Başkaca her kesime yararlandırılan temel haklardan LGBTİQ+’lar yoksun kılınamaz” ifadelerini kullandı.

LGBTİQ+ HAKLARI İNSAN HAKLARIDIR

LGBTIQ+ haklarını Türkiye özelinde değerlendiren Aydın, “LGBTİQ+’lar insandır. Her insan gibi onların da temel hak ve hürriyetleri ile medeni hak ve hürriyetleri olmalıdır, olacaktır. Bunu kabul etmek, bu temel mantığı kurmak Türkiye’de ‘kamu gücü’ için neden bu kadar zordur anlaşılamıyor. Ne yazık ki Türkiye LGBTİQ+ haklarının korunması alanında oldukça düşük seviye gösteriyor son yıllarda bir ilerleme de görünmüyor. ILGA’nın raporu gibi Trans Hakları konusunda Transgender Avrupa’nın da raporu çıktı geçenlerde. Ne yazık ki o raporda Türkiye açısından trans hakları konusunda da büyük sorunlar olduğu görülüyor” dedi.

Türkiye’de yaşanan olumlu gelişmelere de değinen Aydın, “Ankara’da İdare Mahkemesi, toplantı yasaklarına ilişkin Valilik kararlarını iptal etmeye başladı. Ha keza Kuir Olimpiyatları’nı yasaklayan kararlar Mahkemece yakın zamanda iptal edildi. Artık LGBTİQ+’lar için özellikle 2017’den bu yana süren toplantı yasakları da kalkmış sayılabilir” sözlerine yer verdi.

ONUR HAFTASI PANDEMİDEN ETKİLENEBİLİR

Koronavirüs salgınının bu yıl Onur Haftası’nı olumsuz etkileyeceğini vurgulayan Aydın, geçen yıllarda yaşanan sorunlara da dikkat çekti: “Geçen yıl Onur Yürüyüşleri Anayasa’ya ve kanuna aykırı olarak yasaklanmış ve buna rağmen ve barışçıl şekilde düzenlenmeye çalışılan Onur Yürüyüşlerine polis biber gazlı, plastik mermili müdahale etmiş ve göstericilerden gözaltına alınanlar olmuştu. Örneğin; ODTÜ LGBT Dayanışması Öğrencileri de kampüste Onur Yürüyüşü düzenlemek istediler ancak orantısız kuvvet kullanımıyla gözaltına alındılar. Şimdi Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten ceza mahkemesi önünde yargılanıyorlar. Düşünün, herkes gibi barışçıl gösteri haklarından yararlanmak isteyen öğrenciler, salt LGBT sahasında bir gösteri bu diye, yargılanabiliyorlar. Bizler öğrencilerin müdafiliğini üstlendik ve her duruşmada barışçıl gösteriden dolayı yargılama olmaz diye derhal beraat istiyoruz ama duruşmalar devam ediyor. Haziranda üçüncü duruşma olacak” dedi.

HOMOFOBİ, BİFOBİ VE TRANSFOBİ NEDİR?

Homofobi ve Transfobi’nin tanımını yapan Aydın, “Homofobi, eşcinsellere/LGBTİ’lere ya da eşcinselliğe karşı duyulan nefret, korku, fobi, hoşnutsuzluk, düşmanlık ya da ayrımcılıktır. Transfobi; translara, transgender yelpazesinde bulunan kimselere karşı duyulan nefret, korku, fobi, hoşnutsuzluk, düşmanlık ya da ayrımcılıktır. Homofobik ve Transfobik, LGBTİQ+ haklarının insan hakları olduğunu kabul etmez. Onları herkese tanınan, her insana tanınan; hayat hakkı, hürriyet hakları, örgütlenme özgürlükleri, eşitlik, dokunulmazlık hakları, toplantı hakları vb. gibi haklardan yoksun bırakmak ister” ifadelerini kullandı.

BİR İDEOLOJİ OLARAK ‘HETEROSEKSİZM’

Heteroseksizm’in (Karşı-cinsiyetçilik) heteroseksüelleri nüfuzlu kılan ve lezbiye, gey ve biseksüellere karşı ayrımcılık yapılan bir sistem olduğunu belirten Aydın, “Toplumsal, kültürel, kurumsal ve bireysel çoğu anlayış günümüzde heteroseksüelliğin tek ‘doğal, normal, kabul edilebilir’ cinsel yönelim olduğunu kabullenir. Bu çerçevede çoğunlukla önyargı ve hegemonya birlikte bu anlayışı doğururlar. Çünkü cinsiyetler ve cinsellikler sahasında baskı kurmak bedenler ve alternatif hayat anlayışları üzerinde baskı kurmak ve bu yolla üreme ve üretimi baskı yoluyla örgütlemek de demektir. Buna bir ahlak kılıfı geçirilir. Örneğin; vaktiyle kadının çalışması, sokağa çıkması ahlaksızlık olarak nitelenebilmiştir. Neden? Kadını eve hapsedip bedenini ve üretici emeğini sömürmek için” ifadelerini kullanırken, “Heteroseksizm eşcinselliği anormal, hasta, gayri-tabii, günahkar, ve/veya cürümkar olarak gösterir. Heteroseksist düşünce ve davranış tarzı, kaba şiddetten –lezbiyen ve geylere, kendi heteroseksüelliği nasıl oldu diye bakmadan, sorulan ‘nasıl oldu da böyle oldun’ yolundaki sorulara veya heteroseksüellik her yerde egemenken lezbiyenlerin, geylerin, biseksüellerin etrafta çok dikkat çektiklerini düşünmek gibi daha ince (!) ayrımcı davranışlara kadar uzanır, bu tür davranışları cesaretlendirir” dedi.

Heteroseksizmin bir kadın ve erkeğin de hayatını nasıl gerçekleştirmesi gerektiğini tanımladığını söyleyen Aydın, “Bir ideoloji olarak ‘heteroseksizm’, biyolojik ve toplumsal cinsiyet anlayışını bireylerin hayat tarzlarının merkezi bir düzenleyicisi yapan toplumsal kuralların tamamına denir.  Heteroseksizm sadece kişinin hangi cinsle sevişeceğiyle ilgili değildir. Kadınlık ve erkekliğin nasıl olması gerektiğini de tanımlar. Yani kadının, kadınlığını nasıl gerçekleştirmesi gerektiğini tanımlar, erkekliğin de nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğini tanımlar. Bütün bireylerarası ve toplumsal ilişkilerde nasıl davranacağına, en başta giyim tarzından, beden hareketlerine, jestlerine mimiklerine, seçeceği hayat tarzına, oturuş kalkışına, seçeceği işlere, her türlü toplumsal rollere kadar nasıl hareket etmesi gerektiğini düzenleyen heteroseksizm bir kadının veya bir erkeğin bütün hayatını düzenlerken heteronormativiteden beslenir. Heteronormativite ile patriarki çoğunlukla el eledir. Patriarki kadını ezerken heteronormativite LGBTIQ+’lara baskı uygular” ifadelerine yer verdi.

Av. Doç. Dr Öykü Didem Aydın “Cisseksizm”in tanımını yaparken, heteronormativiteye de değindi: “Heteroseksizm gibi cisseksizm de (düzcinsiyetlilik) doğuştan atanan kadın ve erkek cinsiyetlerinin yeniden atanamayacağını savunan, kadınlık ve erkeklikte doğuştanlıkla, kanunen, resmen saptananı öznenin kendisine, algısına, beyin yapısına ve ruh ve bedeninin öz-sağlığına önceleyen yaklaşımların tümüdür. Heteronormativite, heteroseksüelliğin tek norm olarak kabul edilmesi anlamına gelmektedir ve cinsiyet ile cinsellik alanındaki bütün sosyal politikalar, hizmetler, beşeri ilişkiler de heteroseksüel tek-norm sisteminden yola çıkarak tanımlanıp yorumlanır. Olması gereken kadınlık, biyolojik olarak atanan cinsiyetimizi bize toplumsal olarak atanan davranış kalıpları içinde sürdüren bir kadınlık gösterisidir. Aynı durum biyolojik olarak erkeklik atanmış bir kişinin toplumsal olarak “erkekçe” sayılan biçimde yaşaması ve davranmasıdır. Bundan farklı “olan” ve “davranan” insanların tamamı gender non-conform’dur. Toplumsal cinsiyet anlayışına uymayan ve beklentileri karşılamayan insanlardır.“

17 MAYIS 1990

Dünya Sağlık Örgütü, 17 Mayıs 1990’da eşcinselliği hastalıklar listesinden çıkardı. O tarihten bu yana Gün, Uluslararası Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtı Gün olarak kutlanmaktadır. Av. Doç. Dr. Aydın, “1990 yılında bugün Dünya Sağlık Örgütü eşcinselliği ICD’den (Uluslararası Hastalık Sınıflaması Sistemi) çıkardı. Psikiyatrik hastalık sınıflamalarından çıkarma yolundaki gelişme ABD’de Amerikan Psikiyatrlar Birliği tarafından 1973’de ve 1987’de öncelikle ‘Eşcinselliğini kabul edip halinden memnun olan eşcinseller bakımından’ ardından ‘Eşcinselliğini kabul etse de halinden memnun olmayan (stres kaygı depresyon çeken) eşcinseller bakımından’ çoktan kabul edilmişti. Çünkü en son 1987’de denmişti ki “deri renginden memnun olmama” gibi bir psikolojik hastalık, böylesi bir “ruhsal hastalık” paradigması yaftalaması olmaz, olsa bile bu; bir stigma, önyargı, nefret yaratacak şekilde sınıflandırılmaz, onun nedeni stigma, önyargılar ve nefrettir!” ifadelerini kullandı.

1990’DAN BUGÜNE

LGBTIQ+ hakları alanında yaşanan gelişmelere değinen Aydın, “Federal Almanya 7 Mayıs 2020 tarihinde çıkardığı bir kanunla eşcinsellik “tedavisi”ni yasakladı! Artık 18 yaşın altına eşcinsellik veya transseksüellik tedavisi uygulamaları suç olarak kabul edilme yolunda… Nereden nereye: 175. (17.5 Almanya’da bu nedenle de önemlidir) maddesiyle eşcinselliği suç sayan 19. Yüzyıl ceza kanunundan escinsellik tedavisini yasaklayan 21. Yüzyıl kanununa. Federal Almanya’da Anayasa Mahkemesinin, kimlik belgesinde, nüfus kağıdında üçüncü cinsiyet hanesiyle tanıma talep eden bir başvurucunun bireysel başvurusunu kabul ettiğini de biliyoruz yakın geçmişte. Federal Almanya bu bağlamda üçüncü cinsiyeti tanımıştır. Bu interseks hakları alanında da önemli bir gelişmedir” dedi.

Aydın, “2018’de ‘cinsiyet disforisi’ adı verilen psikiyatrik hastalık saçmalığı da (yani cinsiyet kimliğinden memnun olmayıp bundan kaygı, stres, depresyon duyma) (mental disorder: ruhsal rahatsızlık) sınıflamasından tıbbi hal (medical condition) sınıflamasına transfer olmuştu. Bu trans hakları alanında da hali hazırda devam eden son derece önemli gelişmelerden biri. Tıbbi hal kapsamında kalması, transların sağlık hizmetlerinden ve cinsiyetin cerrahi atamasından yararlanabilmesi içindi, denilir ama LGBTQ+ Hareketi ve bu alandaki mücadele LGBİQ+’nın tamamının bu “tıbbi durum” vb. sınıflamalar çağrışımlarından da kurtarılması yönünde. Türk Tabipleri Birliği’nin de 2016 yılında kabul ettiği LGBTİ Sağlığı Kitapçığı’nı okuyun, okutun. LGBTİ’nin hastalık.olmadığını, tam aksine LGBTİQ+ sağlığı başlığı altında hekimlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine saygı göstererek hizmet vermesi gerektiğini tane tane anlatıyor” dedi.

“LGBTIQ+ HASTALIK DEĞİL, NEFRET HASTALIK”

Dünyada bu alanda 70’lerden günümüze olan paradigma değişikliğini özetleyen Aydın, “Artık LGBTIQ+ hastalık değil, nefret hastalık. Artık LGBTIQ+ işten çıkarma sebebi değil, nefret işten çıkarma sebebi, örnekleri Maya Forstater İngiltere ve Almanya’dan bir hekim örneği, biri trans kadınları kadın saymayan tweet attığı, diğeri eşcinsellik hastalıktır dediği için işten çıkarıldılar. Birinci örnekte İngiliz Mahkemesi; ‘Trans kadın, kadın değildir demek ve Twitter’da insanları bu iddialarla taciz etmek demokratik toplumda korunması gereken bir düşünce değildir’ dedi. İkinci örnek bir hekimdi! Geçen haftalarda Türkiye’ye aşılanmaya çalışılan nefret dalgasına kapılan bir hekim. Frankfurt’ta çalıştığı kliniğin işine bu nedenle son verdiği bilgisi var. Çünkü eşcinsellik ve transseksüellik tedavi gerektiren bir hastalık diyor. Bu alanda bilimin, kendi disiplininin vardığı gelişme düzeyini de kabullenmiyor, yani. Aslında eşcinsellik ve transseksüellik tedavisi bir ‘malpraktis’tir. Hekim hatasıdır yani sonuçta. Dünya kendi ekseni etrafında dönmüyor demekle birdir bir noktada.  Artık zaman LGBTİQ+ tedavisi değil, LGBTİQ+ sağlık sisteminde hakça ve LGBTİQ+ sağlığı başlığı altında hizmetlerden nasıl yararlanacağının zamanı. Sağlık sistemlerinin LGBTİQ+ haklarına uygun örgütlenmesinin zamanı” dedi.

“TRANSGENDER EUROPE 2020” AVRUPA KONSEYİ ÜYELER RAPORU

Aydın, “Bireysel üyesi bulunduğum Transgender Europe 2020 Avrupa Konseyi üyeler raporunu yayınladı. Transgender hukuki korumasında da ülkeler arasında İngiltere, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan gibi ülkelerle beraber hayli alt sıralardayız! Ingiltere şaşırtıcı demeyin orada da sorunlar var. İnsanlık için her zaman büyük adımlar imkânı, yanlışlarıyla mücadele edilecek bir durum vardır! Sadece din, ahlak şu bu değil belki unutmamak lazım. Bilim kisvesi de politik olarak kötüye kullanılabilmektedir. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü önemli ölçüde sömürgeci bir zihniyetle 1967’de ‘Tropikal Hastalıklar’ diye de bir kategori uydurmuştu, sanki tropikal bölgelerde yaşayanlar beyaz adamdan ayrı bir türmüş ve ayrı hastalıkları olurmuş gibi” ifadelerini kullandı.

17 MAYIS KUTLU OLSUN

“LGBTIQ+fobiye, Nefrete, Düşmanlığa, Ayrımcılığa Karşı 17 Mayıs Günümüz kutlu olsun” diyen Aydın, “Bence kadın haklarının 8 Mart’ı ne ise LGBTİQ+ Haklarının 17 Mayıs’ı da o! Geriye dönüp bakıldığında, çok büyük bir tarihsel birikim, sağlam, dirayetli ve kuvvetli bir mücadele ve çok yüksek etik değerler ve seciye içeren günümüz kutlu olsun. Bugün AİHM sisteminin vardığı koruma düzeninde politik-politik’in, sosyal-politik’in ve hukuk-politik’in önemi büyük!” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

 

 

 

 

 

Son Haberler

İçişleri Bakanlığı: Haftasonu sokağa çıkma yasağı var

İçişleri Bakanlığı genelgesine göre, hafta sonu 15 ilde sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacak. İçişleri Bakanlığı genelgesine göre, hafta sonu 15 ilde sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacak. İçişleri Bakanlığı...

DBP: “Topyekûn savaşa karşı Topyekûn direnişi başlatıyoruz”

DBP, HDP'li vekiller Leyla Güven ve Musa Farisoğulları'nın vekilliklerinin düşürülmesine yaptığı açıklama ile tepki gösterdi. DBP'den yapılan yazılı açıklamada, HDP'li vekillerin vekilliklerinin düşürülmesi 1994 yılında...

“Tarsus’ta salgınla mücadeleyi dayanışmayla yürütüyoruz”

dokuz8GÜNDEM Mersin programında Leyla Serin Kırık’ın konuğu olan Mersin Tarsus Belediye Başkanı Dr. Haluk Bozdoğan, Tarsus'ta, halkın ve yerel yönetimlerin dayanışmasıyla salgınla mücadele edildiğini...

HDP’li Güven, Farisoğulları ve CHP’li Berberoğlu tutuklandı

HDP ve CHP'de  milletvekillikleri düşürülen Musa Farisoğulları, Leyla Güven ve Enis Berberoğlu gözaltına alındı. 3 isimde çıkarıldıkları mahkemede tutuklanarak cezaevine gönderildi. HDP'de bugün Milletvekiliği düşürülen...

Çok Okunanlar

Bir ‘süper bulaştırıcı’ vakası da Diyarbakır’dan: 54 kişiye virüs bulaştırdı

Koronavirüs salgınında normalleşme dönemine girildi ancak salgın ve yayılması devam ediyor. Diyarbakır'ın Kayapınar ilçesinde bir mahallede 55 kişide koronavirüs...

Avrasya Araştırma Başkanı Özkiraz’dan ‘kabine değişikliği’ iddiası

Avrasya Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kabinede değişiklik yapacağını, Binali Yıldırım ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun Cumhurbaşkanı Yardımcısı...

Bekçilerin yetkisi genişletildi: Yasa teklifinin 7 maddesi kabul edildi

Çarşı ve mahalle bekçilerine yönelik düzenlemenin birinci bölümündeki 7 madde TBMM'de kabul edildi. Çarşı ve mahalle bekçilerine yönelik düzenlemenin birinci...

Muhalefet partilerinden üç ismin milletvekilliği düşürülüldü

Meclis Genel Kurulu’nda bir CHP’li, iki HDP’li ismin milletvekilliğinin düşürüleceği bildirildi. Haklarında kesinleşmiş yargı kararları olduğu gerekçesiyle CHP Milletvekili Enis...

Diyarbakır Emniyetinde ‘işkence’ fotoğrafları

Diyarbakır'da polis memuru Atakan Arslan'ı öldürdüğü iddia edilen bir kişi gözaltına alındıktan sonra 'işkence' edildiğine dair fotoğraflar paylaşıldı. Fotoğrafları paylaşan...

Gözden Kaçmasın