Covid-19 salgının yansımaları, işsizlik, ekonomik gelir, nefret söylemi, şiddet ve ayrımcılık bağlamında Türkiye’nin LGBTI+ topluluğu tarafından şiddetle hissediliyor.

Son üç yıl içerisinde İstanbul’un simgesel İstiklal Caddesi’nde bulunan son derece sıcak bir atmosfere sahip bir bar olan Ziba, Türkiye’deki LGBTI+ topluluğunun favori mekanına dönüştü.
Hemen yanında ise Ziba’nın sahibi, 20 yılı aşkın müzik ve eğlence sektörü tecrübesi bulunan ve bir queer olan Deniz Deniz tarafından açılmış küçük bir performans sahnesi olan Anahit bulunuyor.
Hem Ziba hem de Anahit başarılı girişimler ve Anahit kısa zamanda kendisini drag performansları, yardım kampanyaları ve LGBTI+ partileri için popüler bir adres olarak kanıtladı.
“Anahit’ten önce performans sergilemek için bir sahne bulmak çok zordu” diyen Deniz “Anahit’in kapıları sadece eşcinsellere değil herkese açık,” diye ekliyor.
Ancak daha sonra Covid-19 salgını Türkiye’yi sarsmaya başladı. Deniz, mart ayında diğer tüm restoran ve barlar gibi kapatılan Anahit ve Ziba’yı kısıtlamalar haziran ayında kaldırılmasına rağmen açık alan olmadığı ve müşterilerinin sağlığından korktuğu için kapalı tutmayı seçti.
Deniz, Anahit’in kira anlaşmasını iptal etti ancak salgın tehdidi ortadan kalkınca Ziba’yı tekrar açma konusunda hala umutlu. Bununla birlikte mekanlarının kapalı oluşu halihazırda uzun zamandır marjinalize edilen ve salgının yansımalarından orantısız şekilde etkilenen Türkiye’deki LGBTI+ topluluğuna bir darbe daha vurdu.
“Bütün bu güzel lubunyalar, drag performansçıları ve DJ’ler ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor,” diyen Deniz sözlerini şöyle sürdürdü: “Birçoğu kıt kanaat yaşıyor. Bazıları ise aileleri ile beraber yaşamaya dönmek zorunda kaldı”.

LGBTI+ TOPLULUĞU AYRIMCILIK VE ŞİDDETE MARUZ KALIYOR


Eşcinsel ilişki, Türkiye’de hiçbir zaman yasaklanmadı ve 2015 yılına kadar onur yürüyüşleri Türkiye’nin yakın coğrafyasında en güvenli ve en fazla katılımın olduğu onur yürüyüşleri olarak kabul ediliyordu.
Ancak konunun derinine inildiğinde, ülkede çok yüksek oranda trans cinayetleri olduğu görülüyor. Transgender Europe isimli trans bireylerin haklarını savunmaya çalışan kurumun raporuna göre, Türkiye, 2016 yılında Avrupa’da gerçekleşen en fazla trans cinayet oranına sahip.
Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi, AKP ve müttefiklerinin giderek otoriterleşen ve muhafazakarlaşan iktidarında İstanbul Onur Yürüyüşü, 2015 yılından bu yana yasaklanmış durumda. 2018 yılında ise başkent Ankara’da LGBTI+’lar ile alakalı tüm etkinlikler yasaklandı. Salgının başlamasından hemen önce, Ankara kararı mahkemeler tarafından iptal edildi ama bu sefer de Covid-19 kısıtlamaları aynı etkiyi yaptı.
Covid-19, özel sağlık ve sosyal yardım ihtiyaçları olan ve birçoğu eğlence ve hizmet sektörleri gibi salgından ağır şekilde etkilenen sektörlerde çalışan LGBTI+ topluluğun durumunu çok daha kötü hale getirdi.
Genç Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks Gençlik Çalışmaları ve Dayanışma Derneği (Genç LGBTI+) tarafından eylül ayında yayınlanan Türkiye’nin dört bir yanından 252 LGBTI+ topluluğu üyesi bireyle Mart ve Haziran 2020 tarihleri arasında görüşülerek hazırlanan ankete göre, LGBTI+ bireylerin yüzde 23’ü sağlık hizmetlerine erişimde sıkıntı yaşıyor. Bu sıkıntılar, psikiyatri kliniklerinde ertelenen randevuları, beden uyum operasyonları için gerekli tedavileri ve HIV ve HPV test ve tedavilerini de kapsıyor.
Anket sonuçları, salgın süresince LGBTI+ bireylere yönelik şiddetin boyutlarını da gösteriyor. Ankete katılanların yüzde 30’u, salgın başladığından bu yana farklı türlerde şiddete maruz kaldığını söylerken yüzde 44’ü ise şiddete maruz kalmalarının dolaysız veya dolaylı olarak cinsel yönelimleri nedeniyle olduğunu söylüyor. Ancak anket, daha önceki dönemlerle bir karşılaştırma sunmuyor.
Kamu sağlığının korunması için tavsiye edildiği gibi evde kalmak ise her zaman LGBTI+ bireyler için en güvenli seçenek değil. Şiddete maruz kaldığını söyleyen LGBTI+ bireylerin yüzde 56’sı bu şiddet vakalarının evde gerçekleştiğini belirtiyor.
Şiddet mağduru olanların sadece yüzde 8’inin polis veya diğer devlet kurumlarına şikâyette bulunması, hak gruplarının altını çizdiği devlet kurumlarına olan büyük güvensizliği yansıtıyor.
LGBTI+ topluluğunun yüzleştiği sözü edilen zorluklar ve diğer zorluklar nedeniyle, Uluslararası Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Birliği (ILGA), Rainbow Europe 2020 isimli küresel raporunda Türkiye’yi LGBTI+ hakları konusunda Avrupa devletleri arasında sondan ikinci olarak sıraladı. Sadece Azerbaycan, Türkiye’nin gerisinde kaldı.

NEFRET SÖYLEMİ


Türkiyeli devlet görevlileri ve medyanın da bu konuda herhangi bir yardımı dokunmadı.
Mersin ve Muğla’da İl Milli Eğitim Müdürlükleri, ülke genelinde bazı özel ilkokullarının inisiyatifi kapsamında okula gidemeyip evde kalmak zorunda kaldıkları dönemde çocuklarının gökkuşağı çizerek pencerelerine asmalarının desteklenmesi nedeniyle çocukların “bir LGBTI+ projesine” katıldıkları suçlamasını yönelttiler.
Daha sonra nisan ayında ise, son yıllarda iktidarın desteği ile oldukça güçlenen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, geleneksel Cuma hutbesinde LGBTI+ bireyleri ve HIV-AIDS taşıyıcılarını salgın için suçladı.
Takip eden ay içerisinde, Türkiye’deki en eski LGBTI+ derneklerinden biri olan Kaos GL, haber kuruluşları üzerine hazırladığı bir analizde LGBTI+ konularında her gün 100’ün üzerinde makale yayınlandığını tespit etti. Bu makalelerin büyük kısmı bir şekilde LGBTI+ bireylere yönelik nefret söylemi içeriyor.
Mayıs ayında, muhalefetin 2019 seçimlerinde önemli belediyeleri kazanması sonucunda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Ekrem İmamoğlu, bir televizyon mülakatında Türkiye’de kamuoyunun eşcinsel evliliğinin yasallaştırılmasına hazır olmadığını söyledi.
Haziran ayında ise, Türk Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık, eşcinseller ve pedofilleri aynı kefeye koydu. Kınık’ın bir eleştiri fırtınasına tutulması üzerine, Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun tartışmaya katıldı ve “LGBTI+ propagandasının ifade özgürlüğüne ciddi bir tehdit oluşturduğunu” Twitter’da yazdı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi temmuz ayında bu konuda konuştu ve eşcinselliği “inançlarımıza ve kültürümüze” ters düşen bir “sapkınlık” olarak tanımladı.
Aynı dönemde, Covid-19 salgını, İstanbul Onur Haftası’nın online olarak gerçekleştirilmesini zorunlu kıldı ve onlarca nefret söylemi vakası rapor edildi.

DAHA İYİ DESTEK İÇİN ACİL İHTİYAÇ


2011 yılında kurulan ve LGBTI+ bireyleri desteklemeyi amaç edinen bir kuruluş olan Sosyal Politika Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nin (SPoD) haziran ayında yayınladığı rapora göre, nefret söylemi, şiddet ve hoşgörüsüzlüğün yanı sıra, salgın süresince LGBTI+ topluluğu hak ve hizmetlere erişim konusunda da ayrımcılığa maruz kaldı.
SPoD raporunda “Artan işsizlik ve ücretsiz izin sosyal desteğe olan ihtiyacı arttırdı zira LGBTI+ bireyler krizde ilk gözden çıkarılanlar arasında yer alıyor” tespitinde bulunuyor.
Rapor, LGBTI+ konularında faaliyet gösteren ücretsiz sosyal danışma hattına yapılan aramaların Kovid-19 salgının ilk üç ayında 2019 yılına oranla iki kat arttığını söylüyor.
SPoD Danışma Hattı Koordinatörü Cem Öztürk’e göre “Bir insan hakları perspektifinden bakıldığında, hükümetin kriz zamanında LGBTI+ bireyler gibi dezavantajlı grupların ihtiyaçlarını ve taleplerini tamamen göz ardı etmesi” en zorlu problem.
Devletin “en temel yükümlülüklerini” yerine getirmekte başarısız olduğu şeklinde BIRN’a konuşan Öztürk, “Türkiye, günümüzde cinsel kimlik ve cinsel yönelim eşitliği bağlamında hiçbir politikaya sahip olmadığı gibi LGBTI+ vatandaşları da kapsayan bir sosyal hizmet de sunmuyor” tespitinde bulunup ve bir adım daha ileriye giderek, Erdoğan yönetimindeki Türk hükümetinin salgın koşullarını suistimal etmekle ve LGBTI+ hak ve özgürlüklerini daha da kısıtlamakla suçluyor.
SPoD’un 856 LGBTI+ bireyin Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinden katıldığı ve 2021 Ocak ayında yayınlanacak olan anketine göre, LGBTI+ bireylerin büyük bir çoğunluğu sosyal yardım ve sağlık hizmetlerinde ayrımcılığa uğramaktan korkuyor.
SPoD’un Sosyal Hizmet Birimi Sorumlusu Yunus Kara, katılımcıların birçoğunun bu hizmetlere kamu kurumlarında nefret söylemiyle karşılaşmaktan korktuğu için başvuru bile yapmadığını söylüyor.
Türkiye’deki LGBTI+ topluluğun bazı üyeleri giderek kötüleşen şartlara yardım kampanyaları ve yardım sunan online etkinlikler ile çare olmaya çalışıyor.
“LGBTI+ topluluğu her zaman baskı altındaydı,” diyen Deniz “Kırılgan olduğumuz kadar, birçok açıdan da oldukça dayanıklıyız. Hayatımız tamamıyla savaşmak, yaratmak, yıkım ve yeniden yaratmakla alakalı” diyerek sözlerini sonlandırdı.
 

Bu yazı Balkan Insight için Kültigin Kağan Akbulut tarafından yazılmıştır.