Pınar Gültekin’in öldürülmesini protesto etmek için İzmir’de yapılan eyleme katılan Ege Üniversitesi öğrencisi Emine Akbaba hakkında polis tutanağına dayanarak soruşturma başlatıldı.

Pınar Gültekin için İzmir Alsancak semtinde 2 Temmuz’da yapılan eyleme katılan Ege Üniversitesi Deri Mühendisliği 1. sınıf öğrencisi Emine Akbaba hakkında üniversitede soruşturma başlatıldı. Polis tutanaklarını dikkate alan Ege Üniversitesi yönetim kurulu, Akbaba’yı ifadeye çağırdı.
Mezopotamya Ajansı’ndan Sevda Aydın’a konuşan Akbaba, soruşturmaların kadın mücadelesinin kampüslerdeki etkisini yitirmek amacını taşıdığını söyledi.

“UZAKLAŞTIRMALAR NEDENİYLE KAMPÜSE BİLE GİREMİYORUM”

2015 yılından itibaren hakkında onlarca soruşturma açılan ve toplamda 5 yıl uzaklaştırma kararı verilen Akbaba, “Uzaklaştırma kararlarını verenler arasında bir dönem Ege Üniversitesi Rektörü olan Cüneyt Hoşcoşkun’un imzası var. Hoşcoşkun, üniversitenin kasasını boşalttığı ve FETÖ üyesi olduğu suçlamasıyla aranır durumda ve hala kaçak. Hoşcoşkun’un hakkımda verdiği soruşturma kararları ise devam ediyor. 2018 yılından beri hakkımda verilen uzaklaştırma kararları nedeniyle kampüse bile giremiyorum. Pınar Gültekin soruşturması kapsamında aranarak, alındım kampüse” dedi. Hakkında alınan uzaklaştırma kararlarının 2021 eğitim yılının baharında biteceğini belirten Akbaba, Pınar Gültekin eylemine katıldığı için açılan soruşturmanın, uzaklaştırma kararının bitmesinin engelleme çabası olduğunu söyledi.

“PINAR’IN GÜLÜŞÜNE SAHİP ÇIKIYORUZ”

Pınar Gültekin için yapılan eyleme katılan tüm kadınların polis tarafından darp ederek gözaltına alındığını hatırlatan Akbaba, “Yıllarca üniversitelerde kadın mücadelesinin önünü kapatmaya çalışanlar, o gün Pınar Gültekin’in gülüşünü engellemeye çalışmışlardı. Biz kadınlar o gün nasıl bir kez daha bir kişi bile eksilmeyeceğiz dediysek, Pınar’ın gülüşünü sahiplendiysek, bugün de İstanbul Sözleşmesi Yaşatır diyerek haykırmaya devam ediyoruz” diye konuştu.

“SORULAR POLİS TUTANAKLARIYDI”

Soruşturma kapsamında okula çağrılan Akbaba, heyet ile yaptığı görüşmeyi şu şekilde anlattı: “Okul heyeti bana soracakları soruların YÖK tarafından hazırlandığını söyledi. Fakat sorular eylemin nasıl yapıldığına dairdi. Heyete bu tutanakların, polis tarafından hazırlanan olay yeri tutanakları olduğunu, eylemin YÖK’ün sorumlu olduğu üniversite ya da yurt olmadığını bu yüzden de ifade vermeyeceğimi söyledim. Buna karşılık heyet ‘Ceza alırsın, ifadeni ver’ dedi.”

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ PAZARLIK KONUSU YAPTIRMAYACAĞIZ”

Üniversitelerde tacize, tecavüze, cinsiyetçiliğe, homofobiye karşı kadınların mücadele ettiğini hatırlatan Akbaba, kadınlar için İstanbul Sözleşmesinin yaşamsal olduğunu ve yaşamlarının pazarlık konusu yaptırmayacağını dile getirdi. Akbaba, “Pınar Gültekin Muğla’da bir üniversite öğrencisiydi. Günlerce Pınar’dan iyi bir haber almayı umduk ama sonunca ölüm haberini aldık. Bu öfke kadınların öfkesidir. Bu öfke Emine Bulut’un yaşamak istiyorum çığlığına karışmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi teklif etmeleriyle aynı döneme denk gelmiştir” diye konuştu.

“ZÜLAL’İ KAMPÜSLERDE UNUTTURMAYACAĞIZ”

Kamusal her alanın olduğu gibi üniversitelerin de erkekliğin yeniden inşasına dönüştürüldüğünü ifade eden Akbaba, başlangıç olarak ders içeriklerinin toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde hazırlanması gerektiğinin altını çizdi. Tacizlere ve erkek akademisyenlerin kadınların bedenleri üzerinden kurdukları tahakküme karşı akademideki kadınların örgütlü bir şekilde mücadele verdiklerini vurgulayan Akbaba, şunları söyledi:
“Çok yakın bir dönemde Gazi Üniversitesi’nin erkek bir akademisyeninin zoom toplantısı öncesinde kadınların bedenleri ve neler giydikleri üzerinden söylemlerine tanıklık ettik. Dokuz Eylül Üniversitesinde üç yıl önce yine bir erkek akademisyen, yabancı uyruklu kadınları taciz etmiş ve tehdit etmişti. Yaşadıklarını paylaşan kadınlar, ‘Akademide taciz istemiyoruz, bu hocayı istemiyoruz’ diyerek akademisyenin istifa etmesini sağlamıştı. Ege Üniversitesine kayyum olarak atanan Necdet Budak, öğrenci dostu gibi görünmeye çalışsa da biz onu öldürülen kadınlar için yaptığımız eylemleri engelleme çabasından, öğrencisi Zülal Tütüncü’nün arkasından söylediği çirkin ifadelerden tanıyoruz. Zülal bizim arkadaşımızdı. Ne Zülal’i ne de Pınar’ı kampüslerde unutturmayacağız. Bizler artık akademisyenlerin kadınları taciz etmesine, tahakküm kurmasına, toplumsal cinsiyet eşitliği olmayan müfredata karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.”