dokuz8 TV’de Gazeteci Meltem Yılmaz’ın konuğu olan Avukat Tuba Torun ve Hukukçu Nesibe Kırış, İstanbul Sözleşmesi ve kadın hareketinin eylem biçimlerine ilişkin konuştu. Torun ve Kırış, iktidar baskısının artmasıyla farkındalığın da arttığına dikkat çekti.

Avukat Tuba Torun ve Hukukçu Nesibe Kırış dokuz8 TV ekranlarına konuk oldular ve Gazeteci Meltem Yılmaz’ın sorularını yanıtladı. Programda İstanbul Sözleşmesi, kadın hareketinin eylem biçimleri ve sivil toplum içindeki konumu gibi geniş kapsamlı konuların yanında, Katarsis programının Çağla Akalın’ın katıldığı bölümünün RTÜK tarafından kaldırılması da konuşuldu.

“OY UĞRUNA GERİ ÇEKİLME KARARI ALINAN SÖZLEŞME, BİR ÖLÜM KALIM MESELESİ”

Cumhurbaşkanlığının, imzalanmasının üzerinden 10 yıllık bir süre geçmiş olan İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararını değerlendiren Hukukçu Nesibe Kırış, bu kararın tek bir kişi, bir erkek tarafından alındığının altını çizdi. Kırış, Sözleşme’nin hazırlık sürecine Türkiye’nin önemli katkılarda bulunduğunu ve şu anda Sözleşme karşıtı olan AKP ve MHP’li vekillerin, o dönemde Sözleşme’yi destekleyen açıklamaları olduğunu sözlerine ekledi. Kırış, “O dönemde belki de AKP’nin daha özgürlükçü politikalara ihtiyacı vardı, oradan oy devşirebiliyordu. Şu anda oy alması gereken kesimin cemaatler ve tarikatlar olduğunu düşündü bence” dedi.

 Avukat Tuba Torun da benzer bir şekilde, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının yok hükmünde olduğunu ve İstanbul Sözleşmesi’nin yaşadığını ifade etti. Torun, “Çekilme için bildirilen gerekçe bile hukuki değil. LGBTI+ kavramını ağzına dahi almak istemeyen, son derece ayrıştırıcı, dışlayıcı bir siyasi iktidarla karşı karşıyayız,” dedi. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine maruz bırakılan herkesin hakkının bir bütün olduğu ve beraber savunulması gerektiği vurgusunu yapan Torun, Sözleşme’nin “ölüm kalım meselesi” olduğunu ve hak savunucuları olarak bunu her yerde söylemeye devam edeceklerini söyledi.

KADIN HAREKETİNİN EYLEM BİÇİMLERİ

Uzun bir tarihe sahip olan kadın hareketinin eylem biçimlerini değerlendiren Nesibe Kırış, bu hareketin parçası olanların arasındaki dayanışmadan ve yalnız hissetmemenin hem kişiler hem de hareketin devamlılığı için öneminden bahsetti. Sosyal medyanın, şiddete uğrayan kadınların seslerini duyurmak için bir ortam sağladığını ifade eden Kırış, “Herkes artık kadın+ hareketinin gücünü görmüş oldu. Kadın hareketinin sosyal medya içinde bu kadar büyümesi, kadınların kendi bireysel medyasının olması toplumsal meseleleri daha net bir şekilde görmemize imkan tanıyor. Türkiye’deki hak ihlallerine karşı ses çıkarma gücünün de kadın hareketi sayesinde cesaretlendirildiğini düşünüyorum” dedi.

“SİZ GÖREVİNİZİ YAPMIYORSUNUZ DİYE BİZ SUSUP OTURALIM MI?”

Avukat Tuba Torun, özellikle kadınlara ve LGBTI+lara yönelik şiddet vakaları yaşandığında, hak savunucularının sosyal medya üzerinden adalet talebinde bulunması ve bu platformlarda örgütlenmesi üzerine yorumlarda bulundu. Torun, bu adalet arayışa gelen tepkileri eleştirdi: “Eğer sosyal medyada bir adalet arayışı varsa bu, o adaleti aramak zorunda bırakılanların değil, bu adaleti tesis etmeyenlerin, yargıyı siyasileştirmeye çalışanların suçudur. Keşke duruşma salonlarını zapt etmek zorunda kalmasak. Siz görevinizi yapmıyorsunuz diye biz susup oturalım mı?”

Torun ayrıca, kadın mücadelesinin sınır tanımadığını, farklı ülkelerdeki mücadelelerin birbirini destekleyen ve yükselten bir nitelikte olduğunu da ifade etti.

Ayrıca iki hukukçu da sosyal medyada yürütülen adalet arayışlarında, yaşanan olayın ayrıntısı bilinmeden ceza talep edilmesinin doğru olmadığını vurguladı ve bu tip tepkilerin mücadeleye zarar verebildiğini ifade etti. Nesibe Kırış “O kişinin de korunması gereken hakları var. Hukukçunun objektif olması gerekiyor” derken Tuba Torun “Dikkatli olmak gerekiyor çünkü çok nadir de olsa olumsuz sonuçlara rastladık” sözleriyle düşüncelerini ifade etti.

“YOK SAYDIKLARI MİLYONLARCA İNSAN VAR”

Exxen platformunda yayınlanan Katarsis programının, trans kadın Çağla Akalın’ın katıldığı bölümünün RTÜK kararıyla kaldırılması ve kuruma ceza kesilmesini bir avukat olarak değerlendiren Tuba Torun, Türkiye tarihinde böyle bir sebeple yayından kaldırılan bir programla karşılaşmadığını dile getirdi.

“Bu bir utanç olarak da ilk” diyen Torun, bu kararın devlet diliyle transların varlığını reddetmek olduğunu söyledi. Torun, transların sistematik olarak maruz kaldığı şiddetin önünü açan bu kararı bir cezasızlık örneği olarak nitelendirdi ve siyasal İslam bakış açısının “değerlerimizde böyle şeyler yoktur” diyerek dini meseleye alet ettiğini söyledi:

“Yok saydıkları milyonlarca insan var.  Bu insanların doğuştan sahip olduğu ve hiçbir devletin ellerinden alamayacağı temel insan hakları var. Hem mağduriyet yaşıyorlar, hem de bu mağduriyeti dile getirdikleri için suçlanıyorlar.”

“DEVLETİN GÖREVİ VATANDAŞLARIN HAKLARINI KORUMAKTIR”

Hukukçu Nesibe Kırış da RTÜK’ün aldığı bu transfobik ve kadın düşmanı kararı kınadığını, kararın laiklik kurumunu zedelediği ve ayrımcılık yaptığı için Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade etti. Benzer bir şekilde siyasal İslam vurgusu yapan Kırış, “Kendi geleneklerinde, inanışlarında olan şeyi toplumun hepsine yaymaya çalışmaları ve toplum kurallarını, Anayasa’yı buna uygun olarak yorumlamaları hem hukuk devletini hem de laik devleti yok saymaktır” dedi.

Nesibe Kırış, sokakta yürürken bile şiddete maruz kalan transların haklarını, her vatandaşın hakkı gibi korumanın, devletin yükümlülüğünde olduğunun ve devletin bu sebeple var olduğunun altını çizdi: “Herkesin özgür olduğu bir mecrada ‘senin yerin yok’ demek o kadına karşı yapılan bir psikolojik şiddettir.”

“BASKILAR ARTTIKÇA FARKINDALIK DA ARTIYOR”

Kadın hareketinin sivil toplum içindeki diğer hareketlerle arasındaki ilişkiyi değerlendiren Tuba Torun, çevre mücadelesinde kadınların ön saflarda yer aldığını ifade etti ve “Kapitalist, erkek, Sünni, beyaz yapının sadece kadınları değil, aynı zamanda doğayı da sömürdüğünü söyleyebiliriz” dedi.

Tuba Torun, Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun ile birlikte STK’ların terörle ilişkilendirilerek kapatılmasının önünün açıldığını belirtti ve bu kanunu hak arayışına takılan çelme olarak değerlendirdi:

“Ama baskı arttıkça direniş de farkındalık da artacaktır. Kadın hareketi de bununla ilgili. Dünyada aşırı sağ, milliyetçi, popülist yükselişle, kadınların ve bütün ezilenlerin haklarının savunulması birbirinden bağımsız düşünülemez.”

“KADINLAR HEP EZİLEN TARAFTAYDI”

Hukukçu Nesibe Kırış, kadın hareketinin kendi içinde ayrı hareket etmesini eleştirerek “Kadın hareketi hep yan yana olmalı” diye konuştu.

Kadın hareketinin bu hâliyle bile çok güçlü olduğunu ve bütün hak mücadelelerinde yer aldığını ifade eden Kırış, bu durumu kadınların hep ezilen konumda olmasına bağladı:

“Şu anki hükümetle beraber imtiyazlı bir sınıf, öbür tarafta da onlardan olmayan bir sınıf var. Bu sınıf ayrımcılığa uğruyor ama kadınların yaşadığı sadece AKP hükümetiyle alakalı değil. Yıllardır patriyarka süregeldiği için kadınlar hep ezilen taraftaydı.”

Bu program Friedrich Naumann Foundation Türkiye’nin desteğiyle gerçekleştirilmiştir. Bu içerikte yer alan ifadeler dokuz8HABER’e aittir ve Friedrich Naumann Foundation’ın görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.