23 Ekim 2020, Cuma

Kadının kadına şiddeti kimin işi?

Bunlar da var

Çiftlere Cinayet Dersleri’nde Konu: Kurmaca

Roman, hikâyelerden oluşur ve romancının sanatı basittir. Her roman başka bir hikâyeyi anlatır. Romancı, insanların tarihçisi de olabilir. Tabii,...

Deliler bayramı?

3 Mayıs’ta ülkelerin “Demokrasi Karneleri” masaya yatırılır… Türkiye’nin durumu malumunuz! Eskiden Çin vardı, birkaç puan önümüzde olurdu… Kuzey Kore,...

İçime oturan bir karar ve Kadir Şeker!

Bu ülkede bir kadını kurtarmak 12.5 yıldan başlıyor. Kadir Şeker için verilen bu kararla sadece gencecik birinin hayatı mahvolmadı....

Açık giyinen kadın kapalıyı, kapalı giyinen kadın açığı; gece dışarı çıkıp başına bir şey gelen kadınıysa cinsiyet farketmeksizin hemen hemen herkesin eleştirdiği, bu sinsice devam eden kadının kadına şiddeti aslında kimin şiddeti?

Kadına yönelik şiddetten bahsederken aklımıza bu şiddeti uygulayan olarak sadece erkeklerin ya da ataerkil yapının cinsiyetçi devlet babasının gelmesi, gerçeği ne kadar yansıtıyor? Bana göre bunca yıldır süregelen kadına karşı şiddeti önleme mücadelesinde arada kaynayan, bakmadığımız bir yer var: bizzat biz kadınlar… Çok bıçak sırtı bir konu biliyorum, peki ortam bu kadar hassasken söylenecek şey miydi bu şimdi? Bence evet; çünkü kadının kadına şiddeti öyle az buz bir konu değil. Hatta verdiğimiz mücadelenin en önemli ayağı olabilecekken, şu an için için kanayan bir yara.

Mücadele demek emek demek, canlıların ve yaşadığımız evrenin iyiliği için bencillikten uzak olan her mücadele kesinlikle çok kıymetli. Ancak verilen mücadele kutsanmaya başlandığında öz eleştiri yapacak mekanizmalarımız devre dışı kalıyor sanki. Yani verdiğimiz bu çok kıymetli mücadeleyi cinsiyetçilik yaparak çözmeye çalışmak konuyu bir yerde tıkıyor gibi geliyor bana. En başta da söylediğim gibi, evet erkekler evet devlet baba, onlar zaten cepte ama bir de kadınlar var, tam da kafamızı çevirmek istemediğimiz tarafta.

- Advertisement -

Oğlu evlenmek istediği kadını tanıştırdığında “bize uymaz bu kız” diyen anneler, elti çatışmaları, kadın yöneticilerin ekibinde çalışan diğer kadınları ezen (ezmeye çalışan) kibirleri… Maalesef kanıksadığımız(!) bunlar gibi birçok durum yaşıyoruz. Zaten bu yazıyı yazma amacım kanıksadığımız yerleri eşelemek, farkındalık ve doğru bilinçlen(dir)mek! Örneğin siyah beyaz fotoğraflarımızı paylaşıp kadın cinayetlerine tepkimizi gösterirken bile “ben daha desteğim, ben daha feministim” kaygısı taşıyan paylaşımlar gördüm. Bunun yanı sıra fotoğraf paylaşan kadınlardan bazılarının neden paylaşım yaptığını bilmeden “aa yeni bir akım” diye düşündüğünü biliyorum ve kanıtlayabilirim. Kanıtım yazının devamında İstanbul Sözleşmesi kısmında…

Bilinçlenmek ve doğru bilinçlendirmek ise aslında yazının tamamında; ama mesela tam buna örnek olarak geçen gün bir ‘TikTok’ videosuna denk geldim. 15-16 yaşlarında bir kız müzik eşliğinde dans ederken ekranda da yazılar akıyordu. “Ben senin yemeğini yapmam, temizlik hiç yapamam, istediğim erkekle gezerim eğer karışırsan ananı bile s…” yazıyordu akan yazılarda. Verilen mücadele bunun için mi yani? “Kadınlar iş yapmaz, sadakatsizlik en doğal hakkımız, cinsiyetçiliğinize de yine bir kadın olan ananı harcayarak ve tıpkı ataerkil toplumun bize yaptığı gibi karşı duruyorum.” Bu sadece cinsiyet farketmeksizin bireyin kişisel hayat tercihi olabilir, ta ki o sondaki küfüre kadar. Demek istediğim şu ki ona da sorsak, kadınların ezilmesine, haklarının yok sayılmasına tepki veriyor. Oysa başına gelebilecek veya yaşadığı/yaşayabileceği baskılara karşı mücadele verdiğinin farkında değil, ki bu da yine ataerkil bir toplumda yaşamanın sonucudur.

Tezimi yazarken çok açık şekilde dikkatimi çekmiş hatta kafamı çok fazla meşgul etmişti bu konu. Şule Çet öldürülmüş, intihar olduğuna inandırma gayreti devam ederken bir kadının, “Amma tatava yaptınız intihar etmiş bir escort için” diye bir tweet atıp sonuna gülücükler koyması beni şok etmişti. Bu sadece bir örnek ama şunu söyleyebilirim ki bazı kadınların yorumları, düşünceleri erkekleri gölgede bırakır cinstendi. Peki neydi bu öfke, kızgınlık, tahammülsüzlük ya da adı her neyse? Neredeyse her kadın cinayetinde veya cinsel saldırı olayında, ahlaksızlık olduğunu söylemekten dilimizde tüy bırakmayan o malum “mini etek giymiş mi?, o saatte ne işi varmış?” sorularını soranların hiç azımsanmayacak kısmının kadınlar olması bu konu üzerine mesai harcamamız gerektiğini gözümüze sokuyor.

Bu konuyla alakalı benim kendi çapımda yaptığım gözlemler sonucunda vardığım nokta aslında yine ataerkil yapıya çıktı. Şöyle ki; “o da mini etek giymeseymiş” diyen kadına baktığımda aslında mini etek giymek istemiş, belki gece dışarı çıkmak istemiş, ama izin verilmediği için ya durumu sorgulamadan kabul etmiş ya da tepki alıp kabul etmiş. Yani yapmadığı şeyler onun kararı onun seçimi değil aslında bir dayatma olmuş. Sonuç olarak o soruları sorarken aslında diyor ki; “bak ben açık giyinmedim, vaktinde evimde oldum- evden dışarı çıkmadım, alkol almadım, e başıma da bir şey gelmedi. Bunları yaparsan başına kötü bir şey geleceğini sana öğretmediler mi?”

KENDİ KARARINIZ!

Yazının bu kısmına kadar “bütün kadınlar açık giyinsin” veya “kadınlar temizlik yapmaz” çıkarımı yapanlar için dev amme hizmeti: bütün kadınlar istediği gibi kendi karar verdiği şekilde yaşayabilir, yaşar, yaşayacak! Kadının haklarını savunurken onu bir kalıba sokmak da bana doğru gelmiyor. Yani bir kadın olarak; özgürüm ve istediğimi yapabilme hakkım bende saklı, ben izin vermediğim sürece bana kimse karışamaz. Bitti.

Gelin görün ki açık giyinen kapalıyı, kapalı giyinen açığı ötekileştiriyor. Böylece bilinçlenmeyi reddedenler ve yanlış bilinçlenenler kadının kadına şiddetini başlatmış oluyor. Ki aslında bütün bunlar da dünyanın ataerkil sisteminde bilerek yapılan şeyler: dayatılan güzellik algısı, fiziksel özellikler, ‘eğlenilecek ve evlenilecek’ olarak bölmek, meta veya cinsel bir obje olarak sunmak… Kadınları kendi içinde her anlamda rekabete zorlayarak o güçlü bağın oluşmasını engelliyorlar. TikTok videosundaki düşünceyle ‘amma tatava yaptınız’ diyen kadın aynı sistemin sonucu; çünkü öyle istiyorlar.

Buraya kadar yazdıklarım için pek çok duyar yiyeceğimi kabul edip arttırıyorum ve İstanbul Sözleşmesi’nden kısaca bahsedip yukarıda dediğim kanıta geliyorum. 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Hane İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi yani kısaca İstanbul Sözleşmesi, Türkiye ve Avrupa konseyi üyesi 20 ülke arasında kabul ediliyor. Türkiye imzaya açıldığı gün imzalıyor, 2012’de onaylanıyor ve 1 Ağustos 2014 yılında yürürlüğe giriyor. Bu sözleşme toplumsal cinsiyeti tanımlayan ilk uluslararası belge olma özelliğine sahip ayrıca kanun hükmünde.

KANIT MESELESİ

Kanıtım, siyah beyaz fotoğrafını paylaşıp altına kadın kadının yurdudur vs yazan bir kadın, bu çok değerli sözleşme için kocaman bir ‘hayır’ paylaşımı yaptı ve savunulan gerekçe: “yarın öbür gün kızlarınız ‘benim ne giydiğime karışamazsın’ dediğinde kendinizi hapiste bulmak istemiyorsanız bu sözleşmeye hayır demelisiniz.” Bahsettiğim farkındalık ve bilinç için eşelememiz hatta kazmamız gereken yer tam olarak burası ve son olarak şunu eklemek istiyorum, kadın kadının yurdudur. Herkes yurduna güzel baksın…

Manşet

Muhalif beş TV kanalına reklam ambargosu

Çok sayıda kamu kurumunun ve TMSF yönetimine alınan firmaların iktidara yakın televizyonlara fazlasıyla reklam verdiği ancak iktidara mesafeli yayın...

Çok Okunanlar

Bilgisayar mühendisliği öğrencisinden vaka sayısı tahmin algoritması

Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği son sınıf öğrencisi Ahmet Emir, Türkiye'de koronavirüs vaka sayısının gizlenmesi nedeniyle tahmin algoritması geliştirdi. Türkiye'deki toplam yeni tip koronavirüs (Covid-19) vaka...

Süleyman Soylu’nun konuşmalarını paylaşan yurttaş gözaltına alındı

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Sivas Valisi Salih Ayhan’a yönelik eleştirel paylaşımlarda bulunan Erdal Yılmaz’ın evi basıldı, terör örgütüne üyelikten soruşturma açıldı. Bir ay...

Nihat Hatipoğlu: Sokakta bira içen 4 genç kızımızı görünce hayretler içinde kaldım

Televizyonlarda yaptığı dini programlar ve AKP'ye yakınlığı ile bilinen İlahiyatçı Nihat Hatiopğlu bu defa ise genç kadınlara ilişkin söyledikleri ile tepkileri üzerine çekti. Sabah yazarı...

İstanbul için yeni salgın tedbirleri kararlaştırıldı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul'daki Covid-19 vaka sayısının Türkiye genelinin yüzde 40'ına, Ankara'nın 5 katına ulaştığını açıkladı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya,...

Son Haberler

İzmit’te bar işletmecileri isyan etti

Kocaeli'nin İzmit ilçesinde bar işletmecileri polisin her gün keyfi denetim yapmasına tepki gösterdi. Bar işletmecileri, bu akşam mekanlarını açmadı. İzmit’te salgın döneminin büyük bölümünü kapalı...

Kütahya’da sahte içki operasyonu

Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde jandarma tarafından yapılan operasyonda 32 litre sahte alkol ele geçirildi. Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde jandarma tarafından yapılan operasyonda 32 litre sahte alkol ele...

Muhittin Böcek’in sağlık durumu hakkında açıklama

Antalya Büyükşehir Belediyesi, Muhittin Böcek'in sağlık durumu hakkında yeni açıklama yaptı. Açıklamada Böcek'in sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu kaydedildi. Antalya Büyükşehir Belediyesi, Muhittin Böcek'in sağlık durumu...

İtalya’da sokağa çıkma yasağı geri geldi

İtalya'da artan koronavirüs vakaları nedeniyle ülkenin bazı yerlerinde sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başlandı. İtalya Sağlık Bakanlığı tarafından dün açıklanan verilere göre, ülkede son 24 saatte...

Buna Benzer