Diyanet’in eşcinsellikle ilgili sözlerine sivil toplum örgütleri ve barolardan tepki gelirken, hatırı sayılı bir kesim de diyanet işleri başkanı Ali Erbaş’a destek geldi. Evet, bu sözler beni de birçoğunuz gibi rahatsız etti. Neden mi? Okuyalım.

Uzun bir süreden sonra merhabalar. Son 1 aydır COVID-19’un sağlık çalışanlarının ruh haline etkisini araştıracak Norveç-Türkiye karşılaştırmalı bir araştırma projesinin yazılması ve uygulamaya konulması üzerine gömüldüğüm için sizlere yazma fırsatım olmadı. Ancak yoğunluğum içinde dahi Türkiye gündemini takip etmeye çalıştım ve bu yazımı en öncelik verdiğim konuya ayırmaya çalıştığım: ‘Özgürlüğe’
Bildiğiniz üzere, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Ankara Hacı Bayram-ı Veli Camiinde, ‘Ramazan: Sabır ve İrade Eğitimi’ konulu Cuma hutbesindeki konuşması oldukça ses getirdi.  Erbaş’ın hutbede “Ey insanlar! İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesi. Yılda yüzbinlerce insan gayri meşru ve nikâhsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz, bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim” şeklindeki açıklaması birçok barodan, sivil toplum kuruluşları ve LGBT derneklerinden tepki aldı. Birçok kesim bu söylem için ayaklanırken ve birçok suçtan suç duyurusunda bulunurken, başka bir kesim ise bu söylemin arkasında durdu.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine şöyle bir göz gezdirdiğimde dikkatimi ilk çeken Madde 3 oluyor: ‘Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.’ ‘Yaşamak’ diyor, ‘özgürlük’ diyor, ‘kişi güvenliği’ diyor… Hani şöyle yaşayacaksın, özgürlüğün ve kişi güvenliğin şunlara bağlı demiyor. Hepimiz bir defa dünyaya geliyoruz neticede. Tercih ve isteklerimizle de istediğimiz gibi yaşama kararını veriyoruz, başkalarına zarar vermediğimiz müddetçe! “9 yaşındaki kız çocuğuyla evlenebilirsiniz” diye telkinlerde bulunan zihniyet, yine “Sakın evlenmeden beraber yaşamayın, zinaya ve hastalığa yol açıyorsunuz” deme hakkını kendinde bulabiliyor. “Kocanız sizi döverse tepki vermeyin, polisi aramayın” diye söylemde bulunan aynı zihniyet, “Sakın ha hemcinsinize âşık olmayın, AIDS olursunuz aman Allah” diyebiliyor hiçbir bilimsel kaynağa dayanmadan. Tercihlerimiz insanca, özgürce ve en önemlisi kadına ve çocuğa zarardan uzak…
Oysa ki yaşamın kıymetini bir kez daha derinden anladığımız şu Koronalı günlerde, birbirimizi kin ve düşmanlığa tahrik etmek ve aşağılamak yerine, herkesi olduğu gibi kabul etsek. Yalan yanlış bilgi vermek yerine, bilimsel, doğru ve güncel bilgilerle hitap etsek. Gerçekten dinleyicilerimizi bilgilendirmek, toplumdaki yozlaşmaya dur diyebilmek için ‘Çocuk ve kadınların yaşadığı psikolojik ve fiziksel haksızlıkların’ üzerine yoğunlaşsak mesela. Daha iyi olmaz mı?
Bence olur! Keşke gündemimiz ‘Herkes için Aşk’ olsaydı. ‘Özgürlük’ olsaydı.  Keşke şu an kadın ve çocuğu korumaya dair sosyal politikalar konuşulsaydı, bunların yerine. Bir şeyleri dayatmak, ‘doğrusu bu’ diye bir şeylere körü körüne inanmak ya da bağlanmak yerine, herkesin doğrusu kendine denilebilseydi. Keşke…