Bugün 5 Mayıs. Hazin bir tragedyanın kahramanı “sakalsız oğlan”ın ölüm yıldönümü. İstanbul Film Festivali’nde bu ay gösterilecek olan belgesele adını veren “Merhaba Canım” şiiri, “Zeki Müren’i seviniz” diyordu. Evet, Zeki Müren’i sevdik. Peki ya Arkadaş? Bizim “resmi tarih”in sayfaları arasında gönül rahatlığıyla gezebiliyor muyuz?

İlk gençliğimin 1980’lerin sonlarında denk gelen günlerinde “sol kartpostal”ların değişik bir yeri vardı. Güvercin çizimleri, yumruklar, mahpushaneler, prangalar, sakallı ve gür sesli insan yüzleri… İşte öyle bir kartpostal iledir Arkadaş Z. Özger ile ilk tanışıklığım. Üç numara tıraşlı bir Ahmet Kaya sureti ile “uyurken dudağın kenarında açan bordo gül”den söz eden birkaç satır. O gün solun bildik imgelerinin oluşturduğu anlam denizi ile bugün “dingin gövdede uğultuyla büyüyen sessizlik”in çağrıştırdıkları bambaşka.

Arkadaş, tam olarak öyle biri. Yaşadığının günün çok ötesine geçerken; anın kalıplarına sığmayı bir türlü beceremiyor ve dev bir tragedyanın ortasına düşüyor; “sakalsız bir oğlanın tragedyası”nın…

BAŞKA TÜRLÜ BİR MARİFET

Herkes gibi düşünmek marifetmiş gibi düşünüyorsun” diyor Tuğrul Eryılmaz belgeselde. Bu cümle ilk anda bir özeleştiri gibi görünse de, güçlü bir dönem eleştirisi aslında. “Aynı” renkte olmanın renklerle gökkuşağı oluşturmaktan evla sayıldığı zamanların eleştirisi. Arkadaş Z. Özger’in “marifet”i, belki de “lanet”i ise “herkes gibi düşünememek”. Biliyor ve söylüyor; “güneş ve penise tapan rüzgârın yönü”nün “bir gün elbet” değişeceğini… Değişti mi şimdi? Yarın?

“Merhaba Canım”, dünü, arada geçen zamanı ve bugünü olduğu kadar “yarın”ı düşündürüyor. “Bir gün elbette Zeki Müren’i seviceksiniz” öngörüsü doğru çıkalı çok oldu. Bir gün elbet “öteki”leri de sevecek miyiz peki? Sevebilecek miyiz? Sevebildik mi? “Bizim resmi tarih”in sayfaları arasında gönül rahatlığıyla, alnı ak başı dik gezebiliyor muyuz?

“Merhaba Canım”, 29, 30 ve 31 Mayıs 2021 günleri İstanbul Film Festivali’nde izlenebilecek.

BİR 68’LİNİN SELAMI

Arkadaş Z. Özger, yıllar öncesinden bize “Merhaba Canım” diye seslenirken, “ilanları çoktan verilmiş” bir 68’linin selamıdır aldığımız. Okul arkadaşı Hüseyin Cevahir’in ardından alnını dağ ateşiyle ısıtan yüzünü kanla yıkayan dostum” diye yazan Arkadaş’ın selamı.

senin uyurken dudağında gülümseyen bordo gül

benim kalbimi harmanlayan isyan olsun

şimdi dingin gövdende uğultuyla büyüyen sessizlik

bir gün benim elimde patlamaya sabırsız mavzer olsun

başını omzuma yasla

göğsümde taşıyayım seni gövdem gövdene can olsun”

Bu dizeleri her okuduğumuzda bizim kuşağın kulaklarında davudi bir Ahmet Kaya sesi çınlıyor. “Sakalsız bir oğlanın tragedyası”nı öğrenmemiz daha sonra çünkü. Kuşaktan kuşağa devrolan “erkeklik” ile yüzleşmeye girişmek bile çok sonra. Arkadaş’ın ruhunu biçimleyen kimliğini anmaktan çekinerek yazılmış yazılar da, hâlâ zihnimizde.

SİVRİ UÇURUMLARIN KIYISINDA

Yönetmen Ulaş Tosun

Yönetmen Ulaş Tosun’un uzun bir zamana yayılan emekle ortaya çıkardığı “Merhaba Canım”, genç yaşta ölmüş bir şairin ardından klişelere ve kolaycı yaklaşımlara düşmeyen bir düzey sunuyor. Belgeselde Arkadaş’ı anlatan Ahmet İnam, Akın Evren, Ali Özpalanlar, Cavit Kürnek, Deniz Ziya Temeltaş, Ertuğrul Kürkçü, Eşber Yağmurdereli, Halit Özboyacı, Hüseyin Peker, İsmet Tokgöz, Necla Zarakol, Mehmet Savaş Dizdar, Ramiz Bilgin, Raşit Önal, Sina Akyol, Suat Çelebi, Şadiye Çetin, Şükran Tekin ve Tuğrul Eryılmaz’dan dinliyoruz. Ve elbette kendi sözünden.

25 yıllık ömründe Arkadaş Z. Özger’e eşlik etmiş isimlerin tanıklıkları, sözleri ve hatta bakışları çok şey ifade ediyor. “Merhaba Canım”, en sivri uçurumların kıyısında cesaretle dolaşıyor, “aman oraya pek girme” denilen noktaları belgesel sinemanın gücüyle başarıyla çerçeveliyor.

Ulaş Tosun “söz”den çok “imge”yi, “kahramanlar”dan çok “insan”ı önemseyen bir yönetmen. Bir yanıyla 1968’e dair olan bu belgeselde klişeye düşmeden, kişisel kahramalık hikâyelerinin cazibesine kapılmadan söylüyor sözünü. “Sakalsız bir oğlanın tragedyası”nı anlattığının farkında olduğu kadar, “tragedya”nın aynı kökten gelen “trajedi”den farkını da biliyor. Yaşamı, cinsel yönelimi, şiiri, arkadaşlıkları, yalnızlıkları, mücadelesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi Yurdu baskınında başına yediği darbeler ve trajik ölümü, tümü bizi gecikmiş bir “yüzleşme”ye götürüyor. Bugün 5 Mayıs, Arkadaş Z. Özger’in ölüm yıldönümü. Tam adıyla “Gecikmiş Bir Tanışma İçin Merhaba Canım” belgeseli, “Niye böyle geç kaldın?” diye soruyor. Kime mi? Üstüne alınması gereken herkese.

EVET, ZEKİ MÜREN’İ SEVDİK

Belgesel ekibi, daha yolun başında, filmlerini “Merhaba Canım, Arkadaş Z. Özger’in şiirleriyle, ailesinin, yoldaşlarının, ‘dostlarının’ anlatılarıyla, genç şairin hayatıyla etkileşen tavır ve olaylara sol resmi tarih söyleminin dışına çıkarak, ataerki ve ötekilikle temas kurarak ‘kayıp’ bir portrenin izini sürer” diye anlatıyordu. 3 yıllık bir süreç, 5 farklı kentteki çekimler, 50 yıllık arşivlerde harcanan saatlerden sonra, şimdi nöbet sırası izleyicide. Belgesel film, 40. İstanbul Film Festivali’nde ilk kez izleyiciyle buluşacak. 29, 30 ve 31 Mayıs 2021 günlerinde “Gecikmiş Bir Tanışma İçin Merhaba Canım”ı online olarak izlemek mümkün.

Belgesele adını veren ve 1970 yazında Dost dergisinde yayınlanan “Merhaba Canım” şöyle bitiyordu: “bir gün elbette / zeki müreni seviceksiniz.” Evet, gerçekten Zeki Müren’i sevdik. Arkadaş Zekai Özger’i Zeki Müren sesiyle sevemedik. Tragedyalar hiç değil bundan sonra farklı biçimde yazılsın, ”herkes gibi düşünmek”, “herkes gibi sevişmek” marifetmiş gibi düşünülmesin, diye okumakta, izlemekte fayda var.

Hem belki bu sefer, hepimizi “bir proleterin oğlu olduğuna inandırabilir”. Tragedyalarda kimse hasta yatağında ölmez, genç ölür hatta çoğunluk. Issız bir Ankara sokağında bedeni bulunan ve 5 Mayıs 1973 günü yaşamını yitiren şair de genç ölmüştür, ardında “sakalsız bir oğlanın tragedyası”nı bırakarak.

Evet, “Merhaba Canım”, merhaba…

MERHABA CANIM

“ben az konuşan çok yorulan biriyim

şarabı helvayla içmeyi severim

hiç namaz kılmadım şimdiye kadar

annemi ve allahı da çok severim

annem de allahı çok sever

biz bütün aile zaten biraz

allahı ve kedileri de çok severiz

hayat trajik bir homoseksüeldir

bence bütün homoseksüeller adonisttir biraz

çünkü bütün sarhoşluklar biraz

freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

siz inanmayın bir gün değişir elbet

güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü

çünki ben okumuştum muydu neydi

bir yerlerde tanrılara kadın satıldığını

ah canım aristophanes

barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum

ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde

ölümü tanrıya saklıyorum

ve bir gün hiç anlamıyacaksınız

güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum

düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve

bir gün elbette

zeki müreni seviceksiniz.

(zeki müreni seviniz)

Arkadaş Z. Özger, 1970, Dost dergisi